8 Nisan 2008 Salı

Yaşamak / Vivere





Davetiyelerin detaylarını görmek isterseniz -Lütfen görüntüye tıklayıp büyük boy okuyunuz.Çoğumuz o gece Fatih için orada olacağız..
-
Fatih Mika, "Yaşamak / Vivere" başlıklı sergisiyle Galeri Soyut'ta sanatseverlerle buluşuyor. Mika'nın gravür eserlerinin yer aldığı sergi 11 - 30 Nisan 2008 tarihleri arasında görülebilir.Avrupa Sanat Uzmanları Birliği Başkanı Prof. Stefano Liberati Fatih Mika'nın çalışmaları hakkında Ocak 2007'de kaleme aldığı yazısında şunları söylüyor: "Onlar sessiz ve ürkek, kurşuni gökyüzünde bir görünüp bir kayboluyorlar, renkleri bazen beyaz bazen puslu. İşte bu güvercinler ki, Türk sanatçı Fatih Mika´nın son olarak ürettiği gravürlerde soylu duruşları ile huzur verici grafik eserlere yerleşmişler. Seçtiği bu temel motif kendisi için keşfedilmemiş bir alan değil, bu konuyu geçmişte de işlemiş olmakla birlikte daha önce güvercini baş kahraman olarak öne çıkartmamıştı. Tam tersine, sanatçının iyi tanıdığımız ve beğeniyle izlediğimiz gravürleri genellikle daha kaygı verici, karamsar ve karanlık olup, güvercinler serisinin bize armağan ettiği ve anlamını yakalamayı ve paylaşmayı başardığımız huzur verici görsel boyuta kısıtlı yer vermekte..
Devamı için

5 Nisan 2008 Cumartesi

KOMSU KOMSUNUN KULUNE MUHTACMIS...

„Komsu komsunun kùlùne muhtacmis“ der hep annem.. Kül, bir sonu, belki bir yok olusu animsattigi icin hùzùnlù bir maddedir bence.. Insanin kùle neden ihtiyaci olur bilmiyorum.? Hele de komsudan isteyecek kadar.. Eskiler camasirlari beyazlatmakta, bazi tatlilarin hazirlanmasinda kullanirlarmis bildigim kadariyla.. Biz sobali evde yasarken, babam cok don yapan gunlerde ilik kulleri, daha henuz kokleri topraga cok tutunamamis kucuk agaclarin diplerine dokerdi o kadar..

Yillarca butun ailemizin, aslinda hic de iyi iliskileri hak etmiyen komsulara bile nasil iyi davrandiklarini, kimseyi rahatsiz etmeden, sosyal yonden hic de saygili sayilmayacak davranislari gormezden gelmeyi basardiklarini, iyi gunlerde mesafeli davranip, kotu gunlerde herkesin yaninda olduklarini gore gore, komsularina karsi ayni davranislari benimseyen bir yetiskin oldum ben de..


Ankara’da Kibris sokak yillarinda, 1980 sonrasinin ogrencilere yuklenen zorlugunu yasadim her acidan, tum yasitlarim gibi. Kapicimiz copumuzu almiyor, cogu sabahlar ekmek ve gazete icin birakilan torbayi ve parayi gormezden geliyor, kimbilir neyi, neden protesto ediyordu kendince.. Komsularimizin komsuluktan tek anladiklari, hava sicakliginin -10’lara dustugu o kara kis gunlerinde, evimizi cevreleyen terasa kuslar icin koydugumuz ekmek kirintilarinin ucup, onlarin balkonlarini kirlettigi haberini iletmekti sadece..

Bozkir yillari, gercek anlamda „komsu“ iliskilerini yasadigim ve belki de anladigim yillar oldu benim icin.. Ust kat komsum, ayni zamanda ev sahibim Habip Bey, , ben ona „amca“ dedigim halde hic „doktor hanim“ ligimi unutmadan, beni onlara emanet edilmis bir akraba kizi gibi gordu taa ilk gunden beri.. Sabahlari uyandigimda evin disindaki odunluktan tasinip, kapima birakilmis odunlari, ilkbahar aylarinda mutfak penceremin yanindan merakla basini uzatmis leylak agacinin dallari arasina birakilmis sepette, bahceden henuz toplanmis maydanozumu, nanemi ve lavas ekmegimi buldum hep. Geceleri kapiya getirilen hastalara hep benden once uyanir, cizgili pijamasinin ustune gocugunu gecirir daha onlar zilimi calmadan kapinin onunde bitiverirdi. Eger gelen polis arabasiysa deliye doner, „komserim bekleyemediniz mi sabaha kadar, bu sogukta doktoru niye goturuyorsunuz?“ diye cikisir, ben polis arabasina binerken, sadece polislere degil, butun mahalleye benim donusumu gormeden yataga donmeyecegini yuksek sesle bildirirdi.. Ben sadece soguktan degil; Tanrinin bile unuttugu insanlarin yasadiklari acilardan cok ama cok usumus olarak eve dondugumde, sadece Habib amcayi degil, onun esi Sevim teyzeyi de ayakta bulurdum. Soba gurul gurul yakilmis, uzerine kalin kalin kesilmis ekmekler dizilmis, yer sofrasinda kahvalti coktan hazir olurdu. Ben yere oturur, sofra ortusunu dizlerime ceker, titrememi durduramaz, bazen cayla birlikte goz yaslarim da agzima dolar , ama onlar sormaz, ben anlatmazdim.. Kamyoncu Habip amca, benim gibi uykusuz ama hic sikayet etmeden, kimbilir ne kadar surecek yolculuguna giderdi.. Ben de arkasindan karisi ve dunyanin en masum yosun rengi gozlerine sahip, burnunun ustu cilli, kucuk kizlari Meltem’le birlikte el sallar, „yolun acik olsun“ sulari dokerdim..

Sonra yine Ankara yillari.. Evin icinde corapla gezindigim halde, basina sardigi bir esarp bozmasiyla surekli kapimi calip, topuk sesimden yakinan sevimsiz alt kat komsum disinda, herkesle mesafeli, ama yine de sicak sayilabilecek bir iliski kurabildigim Oran sehrindeki hayatim.. Iclerinde ayrilan tek bir kisi vardi benim icin.. Edibe teyze.. Annem kucucuk yasta evlenip Erzincan’a gelin gittiginde, ona ablalik etmis, pek cok seyi ogretmis, sahip cikmis, annemin bize yillarca gorgusunu, bilgisini, yumusakligini, ailesinin gormus gecirmisligini anlattigi, yillar sonra Ankara’da karsisinda cikan Edibe teyze.. Pazar sabahlari teklifsizce kapisini calabildigim, ben kahvaltiya geldim diyebildigim, hastalandigimda „ Ayyy caniiiiimmm, ben seni nasil birakirim yanliz, ben sizin annenizi de cok severim cook“ diye diye corbami pisirip getiren, candan, hakikaten bana anlatildigi kadar gorgulu, gormus gecirmis iyi huylu Edibe teyze.. Gulcin onun gelini oldugunda da, Edibe teyze olarak kalmayi basarmis Edibe teyze..


Roma’da heryil komsular gunu kutlanir. Insanlar yakinlarinda yasayanlari tanisinlar, en azindan kimdir nedir bilsinler diye uydurulmus bir gun. Kimsenin kimsenin kulune muhtac olmayacagi bir sehirde, en azindan emniyet acisindan yararli sayilabilir.

Ben komsularimi tanimaktan hoslaniyorum.. Bayramlarini kutluyor, benim olmayan bayramlari kutlamaya geldiklerinde mutlu oluyor, sig.ra Lella’nin kopeginin basini oksuyor, komsum Profesor Melania’yi bir kacgun gormesem kapisini calip hal hatir soruyor, karsidaki genc ciftin cocuklarini eve cagiriyor, gunaydin, iyi aksamlar demeyi ihmal etmiyor, ama eger kùl lazimsa 24 saat acik olan marketlere gitmeyi tercih ediyorum..

Yine de iyi ki komsularim var ve isiklarini gormek bile mutlu ediyor beni..

Mehtap Pasin Gualano
6/IV/2008, Roma

4 Nisan 2008 Cuma

şehrine dokundum

şehrine dokundum
sana dokunamadan

haliçte martılar
yenicamide güvercinler
boğaziçi’nde erguvanlar
meydanlarda laleler
vapurların dumanları
suların köpükleri
kendi halinde

ben
benim halimde

şehrine dokundum
seni sevemeden
kavgalar edemeden

fatih mika
29.3.2008 - istanbul