25 Ocak 2010 Pazartesi
istanbul'da kac sene?
neyse 2 senede istanbul'da buyumusum. dustukten sonra hayati sovmedim. bak bu degisim dedim. patronumu aradim ise geliyormusun sordum, yavas yavas dedi. yokus asagi inerken oyle yorulmusum ki, kafede kahve icip oyle ise gittim. geldigimde patron yeni gelmisti.
istanbul oyle bir yer. bir soluk almak zorundasin yoksa cabuk yorar. istanbul'un koseleri aci gerceklerle ve muthis derslerle dolu. istanbul'un guzeli de cikar, kurbani da. iste tuhaf ve deli bir yer oldugu icin burdayim. ne zamana kadar belli degil.
25 Mayıs 2008 Pazar
Belgrad ormanda bisiklet maceram
Evet Belgrad ormani. Aralik’tan beri popom bisiklet gormemis. Bisiklet hos, soklari var, oturma yeri ayarlandi, kahvaltim hafif, taytlarimla hazirim. Psikolojim eh idare eder. Ozlemim beni bugun enerjimi besler dedim. Arkadastan bisikleti aldim, binmeye basladim ve 2 tane kopek pesimde kosmaya basladilar. Ben suruyorum, cool ol diyorum ama kopekler pesimde havlaya havlaya kosmaya devam ediyorlar. Bir hist pistle pesimi birakiyorlar. Bir kac tane yokustan sonra ormana giriyoruz. Manyak bir yokus. Hadi you can do it sesler kafamin icinde yankilaniyor. Zorlaniyorum, iniyorum, yuruyorum yine biniyorum ve bitiriyorum. Patika yollar harika. Her taraf yesillik, cikcik kuslar. Yokustan sonra deli bir inis, yokus inis, haaarikaaa. Zor bir seyden sonra hemen odullendirilmek hos. Sevdim bu parkuru. Arada minik bir mola ve Yeni Zelanda yesillik konulari, Trabzon’a benzetmeler ama Yeni Zelanda geri gundememe geliyor. Orayi da ozlemisim.
Nereye gidersem gideyim yuzumde minik bocekler ucusuyor. Saclarim uzamis, yokuslari inerken ruzgar kivirciklarimi baya bir her tarafa dagitiyor, gunes sicak ama guzel. Inisler gercekten guzel. Ormanda bir cok parkur var. Bizden baska kimse yok. Sadece biz. Konsantrasyon yuksek. Konusma az. Bilmedigimiz yolla girdik. Yagmur yagdigi zaman birileri cipleriyle gelip baya bi alt ust etmis, sanki ayin ustundeydik. Icimdeki sohbet soyleydi
Bu macera dusmeden bitmez biliyorsun degil mi?
Konsantre ol, bisi olmaz
Aman dusersen dusersin, iyi dus ki incitme kendini
Dusmeyecegim yaaa
Ve dustum. Dengem bozuldu ve dustum. Hemen kalktim. Taytim yirtik, dizim kaniyor ve tayttan gozukuyor yapis yapis. Bacaklar beyaz beyaz toz toprak. Arkadasim geldi geri donduk. Iyiyim. Gercekten iyiyim. Hani olur ya olaylara karsi tepkilerimiz bizim degistigimizi gosterir ya, iste bu da oyle birseydi. Sacma konusmalar o anda kesildi ve devam ettim. Otomatik oldu. Sanki televizyonu bir anda kapattiniz ve ekranda hic birsey yok. Uzunca bir nefes cektim icime ve arkadasim bana kurt gordugunu soyledi. Ordan da deli bir yokus indiiiiiikkk…
18 Nisan 2008 Cuma
istanbuldaki kedi kopekler

hepinizi ozlediiiim. super gordum hepinizi. bahar geldi. laleler ortada her yerde...gelin bi ziyarete.
13 Mart 2008 Perşembe
yagmurlu istanbul
meydana yurumem uzun surdu ama hic acele etmedim. o insan trafigi azalmisti, kaldirim taslari kalkmiyordu ve pantolon pacalarim camur icinde degildi. keyifli bir yuruyustu. oratada olmayan ve birden cikan semsiye saticilar islana islana satis yapmaya calisyorlardi. komik. otobuse rahatca bindim ve insanlarin yuzlerindeki ifadeleri izlemeye basladim. yolum uzundu. 1 saat izledim ve yagmurun o kadar farkli bir sey oldugunu anladim. hani olur ya insanlar bir olay olunca sen nerdeydin o gun sorarlar ya, ben pek hatirlayamam. ama yagmurlu gunleri hatirlarim. ankara'da yagmurdan cok keyif alamiyordun. icerdeyken seyretmek guzeldi. yurudugumde her tarafim camur oluyordu. bir seferinde islanmak icin yagmurlu havada arkadasla yuruyuse cikmistik, ha o zaman cok keyif almistim. karachi'de yagmur cok rahatlaticiydi. sicaklardan sonra oooff nasil serinlerdi birden...
istanbul'da yagmur cok farkli. bogaz'a yagdigini izlemek, bir serinlik ve tazelik, sokak isiklarin yollara yansimasi ve bunu izleyerek yuruyus yapmak. belki paris'te de boyle olur. venedik yagmuru boyle degildi mesela. istanbul yagmuru gercekten farkliymis.
22 Şubat 2008 Cuma
Istanbul’da hamam acilisi yapildi
Tanisitigim herkes bir sekilde irem’in hamam sevgisini anladi. Haberler gelmeye basladi- “irem cagaloglu hamami tarihi bak”, “besiktas’ta da var guzel bir hamam” “Galatasaray hamam’a gitme, oraya verdigin para galatasaray’a gidiyordur” “cemberlitas hamami uzak gelebilir ve nerde oldugu belli degil” gibi tavsiyeler…
Artik yeteeer! Karar vermek asamasina gelmistim. Kirliyim ve hamam beni cagriyor. Kalktim, masaj seansim iptal oldu, gunes sicak ve bulut yok gozkyuzunde. Bugun hamam gunudur diye gunumu adlandirdim. Aradim Galatasaray hamamini. Evet Galatasaray hamami’ni sectim. Sultanahmet taraflara gidemeyecektim, simdi o mayisik halimle yollarda kaybolurum filan…
Istiklal caddesi arka sokaklardaki hayat cok farkli. Sokaklar sakin, minik sanat galerileri, eski kitapcilar, antikacilar ve tabii kiiii otopark. Tam hamam’in yaninda. Girdim, Oya hanim karsiladi. “telefonla arayan sizsiniz” dedi. Hic gelen giden olmuyor mu ki hemen anladi… “musterilerimiz aksam gelir” dedi. Butun hamam benim yani! Hic kimse yok. Oya hanim herhalde 65 yasindaydi. 25 senedir natirmis orda. Ve Serap hanim kesemi yapan hanim. Yerler temiz. Yurt gibi odalar. Hamam’a girdim ve harika bir gobek tasi. Gobek tasi ve ben. Tasim dustu ve nasil yankilandi. Sicak gobek tasina yattim ve tavana baktim. Degisik renklerden cam takmislar kubbe’nin icine. Arada bir ustume tiptip su damliyor. Gunes’in renklerini seyrediyorum gibi geldi. Nasil uyku coktu. Kafamda tek bir dusunce yok.
9 Şubat 2008 Cumartesi
istanbul’daki gunlerim

O kadar cok yeni insanlarla tanistim ki…her gun farkli bir gun. Her gun farkli bir istanbul…
Nerden baslasam neler anlatsam diye dusunup durdum kac gun. Berrin’le konustugumda sisi yaz dedi. O sisli gun ne kadar tuhaftim. Zaten merkur beni sarsti, benim ayilmam 1 saatten fazla suruyor bu sehirde. Her sabah vapurla Anadolu tarafa gecmeye alismisim. Hangi taraftan bineyim, hangi kose iyi bir kose…Bindigimde hemen kitabimi acip okuyorum. Etrafta nescafe, salep, portakal suyu satan cocuklar oluyor. Siste vapurlar iptal oldu, degisik bir sekilde yolumu cizmek zorunda kaldim. Iskeledeki elemanlar “motor’a bin” dediler. Saat 0900, kendimi londra’da gibi hissediyorum, adam motor diyor ne demek acaba diye dusunuyorum. Korkmadan sordum “motor mu?” aklimdan vespa motorsiklet geciyor, baska ne anlam olabilir
motor’un…arabadaki motor var diyorum kendime…istanbul’da acaba motor dolmus mu demek…”
Yoga dersleri vermeye basladim. Thai masaj seanslari da basladi. Reiki hocam’la birlikte calisinca istanbul trafigi beni pek bozmuyor. Butun gun bir koruma var, bir sakinlik var. 2 hafta oldu delirmedim. Delirecegimi dusunmuyorum. Otobus duraginda kaza gordum, onumde kavga basladi baska bir yerde, bazen kalabalikta yururken kufurler yagiyor…merkezimde kalabiliyorum. Kendime baktim ve gordum. Ortakoy’de kaldigim arkadaslar, apartman onu kaziliyor. Ortakoy camur icinde. Sular kesildi filan. Ciddi kaziliyor, iscilerin birine seslendim “ee nerden yureyim?” elimden tuttu, vincin farlari camura bakiyor, adam beni kuru olan yerlerden gecirmeye basardi. Yani ben gecmeye basardim. Borek aliyorum firindan, adam bir tane borek kalmis diyor, sana kalmis bak diyor. Gulumsuyor. Aliyorum hemen tabii ki! Borek merakim bitmis degil. Ozge, benim pilates yapan arkadasimla bulusttuk, onun evi bir sokak ilerde. Vejeteryan cig kofte yapan birine gittik. Adiyaman’dan geliyormus butun baharatlar. Vejeteryan cig kofte!! Gecen gun arkadaslar cig kofte gecesinde bana sandvic hazirladilar ve raki fasil gecesi yaptik. Onlar cig kofte yiye yiye cig kofte oldular. 2 gun sonra ben de vejeteryan cig kofte dukkani kesfettim. Kosmik saka devam ediyor
Merkur gercekten gundemimde. Bir gun hocam’in bilgisayar adaptoru patladi. Sigorta gitti. Telefon gitti. Monitorlar gitti. Gaz kacagi vardi. Lamba patladi.
Elektrikci geldi anlamadi bir saatte nasil bu kadar cok sey gider. Nasil? Bugun yine telefon gitti, internet gitti. Bankam “taadilat” yaptigi icin islemler gerceklesmedi. Eski arkadaslar ariyor, kaac aydir haber alamadigim arkadaslar. Bazilari turkiye’ye geldiler. Cogu arkaslarimin hayatinda degisiklikler oluyor. Gecenlerde ciltcim aradi, benim “oteki” manikurcum ayrilmis ve baska bir guzellik merkez’de ortak olmus. Onu haber vermek icin ariyordu. Ankara’dan baska bir arkadas aradi, pek gorusmedigim arkadas, istanbul macera nasil geciyor soruyor. Arada sirada Crystallara ve 7 kedilerini ziyarete gidiyorum. Kedileri ozluyorum bazen. Onlarda Haziran’da Amerika’ya kesin donus yapacaklar. Birlikte oldugumuzda uzuluyoruz filan sonra kediler konusmamizi kesiyorlar. Onlarda konusmak istemiyorlar.
Istanbul’u sevdim. Nerde yasayacagim belli degil, pek aramiyorum ama ariyorum. Gozlerim surekli teras katlara gidiyor. Yuksekte olmak istiyorum. Yani o sekilde ariyorum. Ama gozum denizi aslinda cok ozlemis. Gozlerim ondan pek ayiramiyorum.
22 Ocak 2008 Salı
istanbul here i come

hemen tamam dedim. budur beklediğim şey. budur beklediğim fırsat.
cumartesi sabahı çıkıyorum yola. merkür gerilemeden önce. hehe evet merkür geliyor.
ankara'ya geri dönmem gerekiyor, ev taşıyacağım, bu gittiğim süreçte işte "transition phase" diyorum buna, ki merkür gerileme zamanda yapılacak iş.
ankara'da 6 sene sonra bu son haftam hamam keyfi, saç kesme, dostlarla mocha ve kutu yaparken fazlaları gereksizleri atma faaliyeti südürmekle geçiyor. atmak çok keyifli. ayırmak incelemek okumak hepsi bir yolculuk. daha bitmedi, bir kaç gün içinde kendimi de düzgün kutulayıp istanbul'a hazırlıyorum. adres belli olunca sizleri beklerim tabiii kiiiii. deniz'e bakan, tıkır tıkır yukarda ayak sesleri olmayan bir ev düşlüyorum...
31 Aralık 2007 Pazartesi
londra'da yeni yil

her neyse tofu grubun yeni yılı kutlu olsun ve dünyevi yeni yılımız kutlu olsun. sizi biraz joaquin cortes'le bırakmak istiyorum. bu flamencocu muhtesem ve cok guzeeeeel. optum sizleri
http://www.youtube.com/watch?v=OqGfQOJE2q8
20 Kasım 2007 Salı
Hindistan’dan sonra gelen değişimler
Bu sabah abim’den mail geldi, bak şu web site’ye dedi. http://www.ireakt.com/ . Açtim. Baktım. Nedense şaşırdım. Şaşıracak bir durum da yok aslında. Doğuduğundan beri şiir yazan bir abim. Kitapları da var. Onu da biliyorum. Ama website’de hepsini bir arada gormek beni duygulandırdı. Bu kadar çok kitap yazmış, yerel gazete’de köşe yazarı olarak yazdığı parçaları da var.... okudukça ağladım. Anlattığı Karaçi sokakları, Amerikan kültürü ve çocuklarına hissettiği sevgi, hepsi bana yakın geldi.Bu aralar herşeye ağlamak geliyor. Öyleee yani. Dün bir arkadaşla çorba içiyorduk, 2 aydır görüşememiştik. Özlem dışındaki gelişen bir duygu oldu and göz yaşlarımı durduramadım. Nil Avunduk seminer’de meditasyon’da affetme, korku, sevgi içeren bütün aşamalarda bi pıtpıt akan sular oldu. Yoga tatillerde ağlamak solar plexus çakrayı temizleyen bir eylem denilmişti. Evet olabilir. O bölge’de “çalışmalarım” (hehe çalışmalar dediğim zaman artık gülmek geliyor valla) olduğu zaman kafa duruşu yapmak çok daha kolay oluyor. Ha tango workshoplara katıldığım zaman o kadar dans ettikten sonra otobüs’te de pıtpıt geldi.
Kendime sorular soruyorum her adımda. Ama her adımda. Bunu neden yapmak stiyorsun, seni bunu iten neden nedir- korku mu sevgi mi? Düşüncelerimi izlemeyi öğrendik, şimdi izlerken de yorum yapmamayı öğreniyoruz. Yorum yapmayınca da oooff ne boşluk yaratılıyor, nasıl zormuş o boşluğa alışmak! O boşluk’ta yüzmek, onun tadını çıkarmak.... Barış yürüyüşçü arkadaşım Chandelle dün Amerika’dan aradı. Arkadaslarım’la 2 sene sonra buluştuğumda ne kadar değiştiğimi farkediyorum dedi. Uyum sağlamakta zorlanıyorum dedi. Bir sefer görüştük sonra da aramadık birbirimizi ve zorlamıyorum hiçbir şeyi dedi. Bana da aynalık yapıyordu o anda. Ne komik. Herşeyimizi dışarda görebiliriz, içimizi yansıtıyor sonuçta.Çok ağır konular bunlar. Fazla konuşmamayı öğreniyorum. İçimdeki değişimler hızla gerçekleşiyor, yorum yapamıyorum ama değişimlerin olduğunu biliyorum. Belirsizlikte rahat olmaya çalışıyorum, yaratma gücüm kendisini orda belirleyecek.
31 Ekim 2007 Çarşamba
Gelecek sefer hırsızı çaya davet edecegim
Çok şeyi varsayıyoruz. Bu arkadaşlıkta bir gün sana teşekkür etmemesi anda allah allah neden öyle davrandi ki düşünmek, ya da sevgilin kuru temizliğini bir gün almadığı zaman kırılmak, işteki çaycının hasta olması ve sabah çayını getirmemesi ve ihmal edilmiş hissetmek, gibi hisler uyandığı zaman varsayımlarımız çoğalmış ve “şükürler olsun herşey için” duamız azalma sinyali demek bence. Hırsız girdiği zaman güvensizlik duygumu ihmal etmişim ve güvendeyim olumlamayı varsaymışım. Inanmamışım. Nasıl kandırmışım kendimi! Kaç uykusuz gece geçirip sadece bir cümle çıktı. O da “güvende olduğum için girdi ve çıktı, hikaye orda bitti, gerisi sen yaz ŞIMDI”.
Gelecek sefer ışıkları açacağım ve farklı davranacağım. “Buyrun sadece yeşil çayım var içmek isterseniz...” diyeceğim.
19 Ekim 2007 Cuma
merkurun bendeki etkisi
merkur gerileme konusu beni geriyor. yani bu sene ay tutulmasi, gunes tutulmasi falan filanlari cok sukur atlattik. merkur gerileme bu sene ucuncu kez yasiyoruz. arada bi icim daraldi. gecen ay ve bu ay cok farkli bir ay oldu hayatimda. cok hizli gelisen olaylar, hic ilerlemeyen konular ve de ortada "olumlu dusunmeye calisan indrani". kendimden biktim. olumlamalar, icimdeki ses, farkindalik, reiki, nefes calismalari, yuksek benlik, evren'e guvenmek, yapmadan once neden yapmak istiyorsun diye sormak, izlemek, karmik baglar, paralel evrenler, dunyevi konular, kucuk sacma dramalar... baya daraldim. yeteeer artik ya diye bagirmak istedim.ihlamur ve ada cayi karisimini iciyorum. nil avunduk seminerlerini hatirliyorum. onun direk cevaplari kendi sesimi guclendirdi. sesim bana "hindistan'a gitsen yine, daha erken gitsene" diyor. ben de tamam tamam ilk eren'i londra'da gorecegim sonra da hindistan olur ya da arjantin mi olsun....
19 Eylül 2007 Çarşamba
ulus'u berrin'le gezmek baska
neyse ulus'a cok kez gitmisizdir ama gidilen her yer baskasiyla gidildigi zaman ayri. konusmalar, gordugun ve hissettigin noktalar, maceralar hepsi degisik. gittigimiz Kafe ve ordaki hanim, baktigi sokak kedi yavrusu "kadife", ailecek yürüttükleri cafe, perdelerin arasindan gelen isik... kendimi türkiye'de degil de baska yer,
neyse koptum orda. boncukcuda, takici da, cafe de berrin'in elleri surekli konustu. zeki muren calan bi yerde berrin fotograf cektirdi (plak caliyordu, cok nostaljik!), bir adam bize yaklasti "bu kadar cok resim cektiniz ne
eski binalar, kirilan pencereler, dokulen kapilar, paslanmis kilitler... cekecek cok tema var. berrin'i cekmek ayri bir zevkti :) sagol berrin. guzel bir gundu.
29 Ağustos 2007 Çarşamba
hayattaki aşklar

Cok sevdim bu lafi. “Aşk’a inaniyormusun” diye soranlar oluyor ki bu cok arabesk geliyor. Ne demek ya? Aşk var, sevgi var, saygi var. Bu bir transformasyon. Nasil her sey degisirse aşk’ta degisecek, ama nasil degistigi senin elinde. Eger asik oldugun biriyle olmadi da, arkadaslik olabildiyse harika diyorum. Bunu becerebilmek bir sanat bence. Egolari bir kenara birakip iliski icin ne en iyi ise onu yapmak buradaki hedef oluyor. Eger karsi taraf arkadas olamiyorsa o zaman ne yapmali kendime sorarim ki soruyorum… birakirsin. Ego konusu olmadan sessizce bir kararla yoluna devam edersin, ogrettiklerini ve hayatima neler kattigini kendime hatirlatip onume bakarim (arkaya bakmiyordum zaten de iste An’da yasamaya geri donuyor bu muhabbet).
Hindistan’da onemli kararlar adlim. Tabii bu Hindistan oldugu icin degil, zamani gelmisti ve firsati degerlendirmeden donmek sacmalik olurdu. Yoga egitimenlik icin gitmem hayatimin yonunu degistirmekle de alakaliydi. Hayatimin yonu degistikce, baksa seyler de degisecek tabii, sevdigin insanlar senden kopacak belki ya da uzaklasacak, yenileri yolda tanisacaksin, suprizler alistigin cinsten olmayabilir, konusmalar, ortamlar, telefonun calma sesi bile degisik gelebilir. Yeni bir perspektife uyum saglamak boyle bir durum yaratiyor galiba…
Ben bu halimle her bir duruma “aşik” olabilirim. Yani burada Rumi tarz’da bisi demeye calismiyorum valla. Hersey degisiyor, hersey bir hizli sekilde ilerliyor. Kendime dun fisildadim “hiz var sakin yavaslama, nefesini bilincli ayarla, adimlarini izle”. Raki icerken ve gecen hafta sonu sarap ictim, Allah Allah iyiyim ya dedim kendime. 7 hafta icmeyip valla iyisin, kundali’nin mi uyandi acabaaaa diye kendimle ugrastim. Hahahah iste durum boyle. Mutluyum. Sanki surekli altimda guzel bir kano var, dum duz gol uzerinde, onumde etrafimda daglar, agaclar ve sis var, nefes aliyorum ve verirken nefesim buhar gibi cikiyor. Ve sadece hayata olan aşkimi izliyorum.
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Hindistan maceralari
Beklentiler nasil bir seymis. Beklentilerin varsayimlarin ne kadar hatali oldugunu ogrendim. Sitma tabletleri alip sivri sinegin olmamasi, internet olmayacak herkesten uzak olacagim deyip her hafta chatlesebilmek, aman tanrim otobus yolculugu delice bir deneyim olabilir ve gayet eglenceli gecmesi, trende 22 saat nasil gecer kendimle yuzlesme firsati demem ve o 22 saatte caylari samosalari satan adamla bir bag kurmak, Gulcan’la sohbetler ve degisik insanlarla tanismak maceranin cok minik bir parcaysiydi. Neyi nerden anlatsam diye gunlerce kafamda düsünüyorum ama bugun dedim yeter, yaz ve bitir. Yazdikca gelir iste...Yoga kursu harikaydi. Bir durumun icinde olup gormezsin ya, simdi bitince ve disardan baktigimda Yoga Vidya Gurukul’dan daha iyisi olamazdi diyorum. 3 sene ormanda therapi goren cocuklardan sonra, 10 kisiden fazla olan bir grupla nasil yasanir ogrenmistim, yilanlar, farelerle nasil yasanir onu da gormustuk, ee ne kaldi? Yemeklerin ayurvedic diete gore yapilan, 4 saatlik asana dersleri, arada bitki caylar, yuruyusler, sinavlar, arkadasliklar...tamamlandi iste. 27 kisiydik. Bir kac kisi kurs acilimini yalnis anlamis ama neyse yinede kursu bitirdiler. Bazi kisiler bu kadar yogun program beklemiyordu ki web sitede yayinlanmisti. Bazilarinin beklentileri fazla yuksekti ki burda onlarin egolari konusuyordu, onlarda kurs biterken farkli düşündüklerinden emindim. Ve geri kalanlar ne istedikleri bilen ve suprizlere hazir olanlardi. Ben kendimi bu gruba dahil ediyorum ki beklentilerimin ustunde bir deneyim yasadim ve cok mutluyum.
En cok sevdigim noktalara gelince kendimi arinmis hissini cok sevdim. Ilk hafta cildim bi kustu, kendimi tanimayacak hale gelmistim. “Irem bak temizleniyorsun” dedim. Brajabanita’nin verdigi ametisti geceleri s
arilarak uyuyordum. Mantra seanslarda negatif duygularimi atesin icinde yok ediyordum ve yerine sevgi duygusunu doguruyordum. Her bhujangasanada kalp cakrama odaklaniyordum ve bel kaslarimi gevsetiyordum. Evet ne guzel dedim, asanalarda zorlama yok, asanalarda relaxation var, titredigin an o kasi gevsetiyorsun ve nereye kadarsa orda duruyorsun. Harika bir ders aslinda. Zorlamada hayir yok, gittigi yere kadar, sonra yeniden dene ve daha fazla gidebildigini gor. Ikinci hafta dizlerimi incittim, padmasana yaparken. Fazla zorladim. Ametistme sarildim, enerji verdim, oda arkadasim sanjeevan yag ile masaj yapti, om sembolu dizlerime yerlestirdim... duzelmeye basladi. Gandhar bizim kurs koordinatoru “take it easy iremji” dedi. Evet oyle yapacagim, oyle yaptim. Hirs yok, huzur var. Sanki her hafta bir asamaydi. Ilk hafta cilt kusmasi, ikinci hafta dizler, ucuncu hafta dans meditasyonu yaparken Mila yanagimi felaket cizdi, dorduncu hafta ayak parmaklarimin altinda tuhaf noktalar olustu. Sanki hayatimin bazi noktalariyla hesaplasma oldu. Yuzumdeki patlamalar hayatimdaki ilk tabaka sorgulaniyordu- is, aile, ozel hayat, ev ve irem’i goruntu seklinde “gordugumuz” seyler sorgulaniyordu. Bununla gelen sorular “irem’i irem yapan goruntu mu ya da icindeki ruhu mu?” Dizlerimin agrimasi hayatimdaki guvensizlik hissettigim konulara gondermeler. Yanagima derin cizgi hayatimda hangi seylerden etkilenip unutamadigim, affetmekte zorlandigim konulari sembolize ediyordu (bence). Ayak parmaklarimin arasinda cikan noktalar
gercekten tuhafti- 4 hafta boyunca ayaklarima cok ozen gosterdim, pedikur yaptim, tirnaklarim hep bakimli, topuklarim yumusak, temiz tutmaya calistim. Boyle bir durum karsima cikinca hemen bu soru geldi aklima “Ne yapmadim acaba? Herseyi yaptim! Nasil boyle bisi olabilir!” zihnimde bu soruyu isittim ve durdum. Iste budur izlemek. Iste gordun nasil acimasiz davraniyorsun kendine. Ayak altinda nokta cikti diye panik yapmak uzereysin, elinden geleni yaptin, birak artik yau. Nokta sonucta noktaaa. Bu nokta kokmuyor, kasinmiyor, buyumuyor, cirkin degil, bosver” dedim. Ve gecti. Ders: neye dikkat verirsen o buyur. Iyi ki ogrendik, baska bir ders bu konuda istemiyorum.Hintli kisilerle deneyimlere gelince, hintliler dunyada en rahat kisiler diyebilirim. O rahatlik adalardaki insanlarda gordugumuz rahatliktan bahsetmiyorum. Turklerin agresif davranma rahatligindan da bahsetmiyorum. Bu rahatlik farkliydi. Zaman rahatligi. Yani Pakistan’da da var bu ama o da farkli. Pakistan’da 11.00 de kahve dersin 11.30 ta gelir. O sekildeki zaman konseptinde de farkli bu. Hintli arkadaslar ne zaman isterlerse neyi yapacaklarsa onu yaparlar. Yani plan olabilir, saat vermis olabilir ama saate bakmaz, zamani gelmistir gider yapar. Zaman kavramindan uzak, bir sekilde olacaksa ne olacaksa olacak ve ben orda olursam
olurum yoksam sorun yok o da demek olmaliymis. Ama bu kadar acik ifade edilmiyor. Gercekten istedikleri seyleri istiyorlar ama olmadigi zaman pismanlik duyulmuyor. Yine isteyebilirler ya da baska sefer derler. Bu rahatliga alismak biraz zaman aldi ama alisinca da “akisa birakmak” konsepti oturdu. Iste ve gor. Izlemek bu durumda kolaylasti. Mesela kurs sonrasi Gulcan’la Delhi’ye trenle gidiyordum. 5 gun yagmur yagdi, 24 saat, durmadi, kuru seyler islandi, giyisiler kuflendi filan. Yagmur yandan, ustten, alttan yagdi ve durmadi. Tanidigimiz kisilerin trenleri 16 saat rotar yapti, toprak kaymalari, elektrik kesintiler, annem telefonda “kizim mumbai’yi sel goturuyormus” dedi, arkadaslar tren biletlerini iptal ettiler, ucak biletleri alindi, mumbai planlar iptal edildi filan... ben bu sekildeydim “trenimiz zamaninda olacak ve de delhi’ye rotarsiz gidecegiz”. Bu kadar basit. Kusku olmayacak. Gitmeden once Zafer bey demisti “iirem hanııım trenler orrdaa cokk rotar yapiyor ve de musonlardaa alllahıım daha da kotuuu”. Evet tren zamaninda vardi. Hatta kaciracaktik, ben uykulu uykulu hareket ettigini fark etmedim, Gulcan bagiriyor “atlaaa!!” vagon mutfagindaki fanilali gobekli adamlar bizi iceri cekti sonunda. Bizim arkamizda yanimizda ve onumuzde olaganustu gucler vardi inanin. (Bu gucler arasinda TOFU’da herkese tesekkur ediyorum, emailler, Burcu ve Iskendos resimleri, chat’de hatirimi sormak ve girgir gecmek, Selen’e ve Burcu’ya gonderdigim japonca cep mesajlara anlayis... hersey icin tesekkur, bu destegi gormeden olmazdi.)Delhi yem yesil bir sehir. O sehir nasil oluyor da bu kadar polluti
on var anlamadim. 95% nem oraniyla insanin beyni buharlasiyor gibi oluyor. Gulcan’la Tibetan refugee colony’e gittik. Zaten Dharamsala’ya gidecegiz, burdan otobus bileti buluruz dedik. Karar verinceye kadar otobuste yerimiz taaa arkalarda tekerlek ustunde, en arkadan bir onu iste. Sevmem arkalarda ama iste yuzlesecegiz ya kendimizle... Surekli sinavdayiz ve bundan da ustesinden gececegiz. Luxury otobusmus. Yoga’dan arkadasimiz bir Hintli aceta sahibim ismini verdi Rishi, bize cok yardim etti. Rishi daglarda artik meditasyon merkez acmak isteyen sehir insani. Bize cok iyi bakti. Yer kalmamisti otobuslerde, luxury otobus iyi degilde idare eder dedi. 50 rupi indirimli aldik biletlerimizi. Bu otobus gec geldi iste. Kitabimi bitirdim, Kit Kat surekli yedim (cikolatayi cok ozlemistim), Gulcan dukkanlarin kapanincaya kadar dolasti. Otobusun gecikme nedeni “Haridwar’a giden pilgrimlerin Delhi’den gecmesi”. Bu pilgrimler bir ay boyunca Hindistan’in her yerinde yuruyorlarmis, Haridwar’da Ganges nehirin basladigi noktaya kadar yuruyorlarmis. Evet. Davul zurna turuncu giyisileri ve o kadaaar. Yuruyorlar. Bir ay. Otobus Delhi’nin icinde tikandi hatta biz bindik ve Delhi’den cikamadik. Boyle iste. 12 saatlik yolculuk 14 saatte bitirdik. Yollarda muhtesem cukurlar ve surekli koltuktan havalanmalar. Otobus en kotu gunlerini gormus ve hala yasiyorum diye bagiran bir otobus. Koridor ortasinda yatan Fran
siz, kafasinin altinda Harry Potter’in kitabi. 14 saat uyudu. Koridor ortasinda kos kocaman kirmizi bir pufpuf (hani oluyor ya ici nohut ya da yuvarlak seylerle dolu ve vucudunun seklini aliyor). Her mola da once kirmizi pufpuf cikiyor sonra biz cikiyoruz. Bavullarimizi koydugumuz bagaj yerinde ofis sandalye, donen cinsten. Iste hersey bi enteresan. Gulcan sonlarina dogru midesi bulanmaya basladi, dedigi tek sey “irem bana torba bul”. Ondeki kizcagiza sordum ve bana bir tane uzatti. Gulcan’a verdim, eline aldi ve aninda uyudu. Vardigimizda torba’nin onu kurtardigini konusttuk :)Dharamsala’dan Mcleod Ganj’a gittik. Mcleod Ganj Tibetlilerin kaldigi koy. Cok sirin bir yer. 2000 metre yukseklikte, sisli hava, 3 km uzaklikta her yonde baska cici bir koy. Huzurluydum. Gulcan Srinagar’a devam etti, ben kaldim. Mcleod Ganj’ta 4 gun kalip degerlendirme firsati buldum. Yuruyusler, selalelere gitmek, son “dood patti” (sutlu cay) icmek, kitap okumak, yeni arkadaslarla oturup sohbet etmek...16
sene sonra konustugum lise arkadasimin teyzesinde kalma planimda muhtesemdi. Delhi’de otelde kalmak istemedim. Pakistanli arkadasimin teyzesinde kalacaktim (Tehseena’nin) ama olmadi. Baska bir arkadasin teyzesi oldu.. Istedigin oluyor diyorum ya...Donus komik oldu. Selen’e msn’de sordum hamam acik olur mu bu kadar su sorunlari varken. Aradi, acik olacaklarmis. Eve vardim ve annem’e “hamam’a gidiyorum” dedim. “Ne zaman?” sordu. “simdi” dedim. Ve ciktim. Nasil kirlenmisiiiim. Ertesi gun sac kesimi, kahve fasli... sehir hayatina donus yavas yavas adapte oluyorum. Cikolata, kahve ve uzun sohbet dunyasina hosgeldin irem!! Hindistan 3 kez filan gidilir bence. Gelecek sefer sadece Kuzey taraflari yapacagim- rajasthan (Thai çölü) ve Himalayalar. En az 1 ay gerek Hindistan’da gezmek icin. Gidilmesi gereken bir ulke kesinlikle.
1 Ağustos 2007 Çarşamba
son haftamiz burda
dharamsala`ya gitmeye planliyorum. dalai lama orda yok su anda ama dag havasi iyi gelecegini dusunuyorum. bakalim. tren biletlerimi degistirecegim bugun. anlatacak cok sey var ama nerden baslayacagimi bilemiyorum. geri donusumu dusunmek istemiyorum su anda... zor bir gecis olacagini dusunuyorum. neyse bakalim. degisimlere aciyorum kendimiii.
ozledigim seylere gelince...zeytinyagli yemekleri ozledim baya. iyi bir raki icerim ama herhalde bu kadar temizlikten sonra yarim tek bile fazla gelir hahahaha. dans etmek istiyorum tango derslerimi ozledim. arkadaslarla kahve sohbetlerimi... burda da cok yakin tatli arkadaslar edindim, farkindalik konusmalarimiz her gun yapabiliyoruz. hamam keyfini ozledim. manikur pedikurlerimi ozledim. ne komigim yav. evet bakalim donuste neler olacak. saclarim biraz sekilsiz oldu, ilgi isteyecek... dunya baris turu yapan arkadas turkiyeye geliyor cok heyecanliyim.
herkesi optum. hari om.
18 Temmuz 2007 Çarşamba
om shanti shanti shanti
program cok yogun. ve harika geciyor. ne kadar hazirmisim buna. herkes teker teker hasta oldu, bazilari kusmakla basladi, bazilari karin agrilardan kalkamadilar, bazilari tuvaletten cikamadilar... nefes egsersizlerde icimde bir bunalim oluyordu ki vucudumdan cikayim de kurtulayim gibi hislere kapiliyordum ama bir sembol onume koyunca sakinlesiyordum. ilk haftam guzel gecti ve cok sey ogrenmis oldum. 2 tane oda arkadasim var ve biri bir italyan hanim ve fazla dert konusan biri. agresif de olabiliyor. baglanma huyu yuksekti ve kendime donup baktigimda onda kendimi gordum ve butun gun onun benim hayatimda ne alacagimi dusundum. uzun uzun oturup konusunca ikimizde rahatladik. 1 hafta da herkes cok degisti. gandharji- kurs koordinator'le konusuyorduk ve nefes meditasyon egsersizler ne kadar temizledigini konusttuk. bu temizligin faydalari ilk davranislarda gorulmesi kolay dedi. italyan oda arkadasimiz daha iyi simdi. surekli kendi lafini giriyor ama daha az :) bendeki degisiklikler enteresan. asanalarda daha rahatim ve icimdeki konusmalar daha az. ruyalarim cok heyecan dolu. gandhar'a ruyami anlattim, yilan gordum dedim ve bir kac gecedir yilan goruyorum. "spriritual initiation" bu dedi. haaarika dedim. haziriiiiim dedim.
yagmur'a gelince deli gibi. nasil anlatayim surekli yagmur yagabilir mi? evet yagabilir. her 10 dakikada bir deli gibi yagmur yagiyor. sivri sinekler azaliyor. ayaklarimda kirmizi kirmizi noktalar var ama kasiyacak zaman bile yok! bu hafta asana sinavimiz var, gelecek hafta ders nasil verilir egitimi var sonra da daha zor asanalara gececegiz. dun anatomi sinavimiz vardi. sure namaskar sonunda 108 tur yapacagiz... evet yapacagim ama 30 dan sonra zaten hareket yaptigini da fark etmiyorsun galiba. baska bir yerde oluyorum... yoga nidra'da 30 dakikalik meditasyon'da 3 saatlik uyku uyumussun gibi oluyor ki bu gercekten oldu bana. derste uykudan bitiyordum saat 0500 te kalk filan zorlanmistim. yoga nidra'dan sonra bomba gibiydim.
*
burda amerikali cok ve amerikali gibi degiller. ben sansliyim bu konularda galiba. amerikali arkadaslarim hep alternative oluyorlar. portegizli cift var ve izole etmis durumdalar. ingilizler var. bir amerikali kiz acayip sevdim onu, 2 senedir dunya baris turunda. turkiye'ye de geliyor. ne hos degil mi? ne hikayeler var. ama herkes bir paylasim modta.
*
ozledim herkesi. aksamlari yattigimda dusunme sansim oluyor. ashram arkasindaki daga ciktik bir oglen vakti, onumden bir yilan gecti, yagmur felaket yagmaya basladi ve yurumeye devam ettik. muhtesem bir duyguydu. gandhar duyunca "erkek cocugun olacak" dedi. gulmeye basladim. tamam dedim bundan sonra herseyi gandhar'a soracagim.
*
her carsamba gunu tatil gunumuz. bir kac arkadasla kahve ictik. dili bilmek cok avantajli. sok oluyorlar burda. ama soklari da baya az, yani yuz ifade `ha hindi biliyormus' seklinde ve hemen devam ediyorlar. bana fazla soru gelmiyor. hemen bunu kabul ediyorlar. hindistan pakistan'dan cok degisik. rahatlar. burda sanki herkesin bogaz chakrasi acik, hersey dogru zamanda oluyor ve bunu herkes inaniyor. benim ogrenecegim cok sey var daha.
*
optum herkesiii. cok cok.
om shanti shanti shanti
6 Temmuz 2007 Cuma
O Gün Yaklaşıyor..

Bu icimdeki heyecan pek oteki seyahatlarima benzemiyor. Belki ilk Amerika’ya gidişime benzeyebilir. Cok istedigim birsey gerceklesiyor olmasi ve “zaman cok cabuk gecti! Sanki daha gecen gun konusuyorduk” gibi bir durum yasaniyor. Yeni Zelanda’ya da gittigim zaman deli heyecan vardi ama yine ayni degil. Değisim surekli olan bir olay ama Hindistan ve yoga egitimi değişimi ciddi boyutta gorecegim bir olay gibi geliyor. Gecen gun Seyhan bana “abartma duygularini, beklentilerini yukseltmissin gibi geliyor” dedi. Hatirlatiyorum kendime “izle irem izle”.
Gecen haftadir ihmal ettigim tango dansa bir kac kez gidip izledim kendimi. Ne kadar fark ediyor gitmeyince. Cok guldum hareketleri yapamayinca. Bu kadar cabuk unutulmaz ya dedim. 6 haftada unutmayacagim. Söz verdim kendime. Sebastian Arce and Marian Montes videolarini izleyip o sekilde dans edecegim bir gun diyorum. Buenos Aires benim bundan sonraki buyuk yolculuk. Ordayken de Machu Picchu filan diyorum. Bakalim. Bu yolculuk baslamadan baska bir yolculugu duşlemek komik. Crystal gulmustu “aferin sana irem bir tanesi baslamadan once otekini planlayanlardansin, Scott’la ikimiz de oyleyiz, aramiza hosgeldin” demişti.
Yoga Vidya Dham Office - College road, opposite HPT college, Nasik -5
Contact no - +91 93 73 73 73 39 or +91 98500 49688
Adres bu arkadaslar. 6 hafta ozleyecegim herkesi valla. Haberiniz olsun dedim. Acil haber vermek gerekirse diye onlem almak istedim. Benim Pakistanli General arkadasim’a haber verdim, dunyada herseyden haberi olan arkadasim- “tamam sen simdi Hindu olup donmeyecegin degil mi” sordu, “yok ya, yoga yapacagim ve koy’de ne var ne yok sadece sana en hizli haber gelir, su su yerdeyim haberin olsun” dedim. Ozel korumam da var. Butun odemelerim zaten otomatik. Iskender Burcu’da. Listem de kafa bandi kaldi (sac aksesuar onemli biliyorsunuz yoga kursunda :P). Selen’de bamboo bitkim. Pasaport’ta vize. Neyse cikis parasi azalmis 15 YTL olmus, sevindirici haber.
Herkese sevgiler. Evet bol fotograf cekecegim merak etmeyin :)
2 Temmuz 2007 Pazartesi
temizlik basliyo

dun oyle bir karar aldim. yeni bir doneme giriyorum, kutlayalim bunu dedim (ben, icim, egom, altbenliklerim, hep beraber bunu kutladik).
saclar kisaldi. kesilirken icim bunaldi. kuafor'den ciktim biraz agladim.
annem bunu dedi "kök sende, uzar" dedi.
kök bende. dogru.
kaybettigim bir sey yok burda.
yenilige buyumege uzamaya hazirim
25 Haziran 2007 Pazartesi
kapadokya hikayesi
diesel araba kiralandi, ankara trafiginden cikmak icin sabirsizlaniyorum. tehseena turkiye'nin bir kac kosesine gezmis, hasta da olmus ve tamamen kendini teslim etmis durum da bulunuyordu. bana soruyor "ee trafik pakistan trafigine benziyor mu?" bundan bir gun once zeynep bana anlatiyor "bak irem kayseriye giden yolda tir soforler ve tipler oluyor, bayan sofore acayip bakiyorlar dikkatli ol" demisti. tehseena'ya ne diyecegimi bilemedim.arabada dualarimizi yaptik. yola ciktik. kasetlerimiz hazirdi. depoyu euro diesel'le doldurduk. kendimi arabada direksyona ellerimi sardim ve dedim "ben araba istiyorum ve sevdigim arabami kullaniyorum su anda" dedim (secret'teki visualization egzersizleri uyguluyordum). aa hemde araba cekilis varmis, ona katildik! sarki soyleye soyleye gittik. hava sicak, yollar tek serit, tuz golun kurumus bir hali vardi. urgup'e vardik ama otelimizi bulamadik. arabalar yol kenarinda park edilmisti, ben de park ettim. otelimizi aramaya basladik, her tarafta bisikleticiler... yaris varmis hafta sonu. razziye evi nerde nerde derken romy'i aradik. romy isvecli hanim, razziye evin sahibi, 11 senedir turkiye'de ve turkcesi co
k tatli. bizi hamam onunde buldu ve goturdu. ne kadar cici bir yer! magara icinde odalar ve ozenle koyulmus esyalar. odalar buyuk, oturma grubu da vardi, disarda oturulacak yer, bahce cok sevimli... cok sevdik. simdi arabamiza gidelim de yerleselim dedik. o sicakta geri yuruduk. o yolda tek bizim araba kalmis, arkada bir tane daha var, camimda bir kagit "trafik polise acil gidin" gibi bir yazi. park edilmeyecek bir yerde etmisiz. uuuuufffffffffffffffffffff inanmiyorum! 10 dakika olmus geleli yani. oturan bisikletciler "simdi geldi koydu, esnaflardan birinde takiliyordur, buralardadir" dedi. tehseenayla aramaya basladik. bulamadik. romy'e gittik. o fatma'ya sordu "fatma ne yapcaz simdi? polis'in cezasi mi bu? genelde 1 lira verilir ve park edilir" dedi. cantasini aldi hadi gidelim polise dedi. bizimle birlikte geldi. o yuruyus belki 7 dakika surdu ve o 7 dakika icinde hayatinda ne olmus ne bitmis herseyi ogrendik. cok sevdim kendisini. polise gittik o konusttu. sonra ben kagidi uzattim, trafik polisi "bu sadece uyari, elemana soylerim ceza kesmez size" dedi. romy cikarken bize "urgup'e hosgeldiniz mesaji veriyor" dedi.tehseena sadece gulumsuyor. kapadokya ile ilgili film izlemis ve ayni yerde bulunmasi ona pek inanamiyor. bana da olmustu yeni zelanda'ya gittigimde. her gun annesi ariyor karaci'deki haberleri iletiyor. evlerindeki kadinin stresli halini, hangi yemek pismis, yagmur yagmis bir tane cam kirilmis filan, alis veris merkezde yangin cikmis biliyormusun!.... tehseena telefonu kapatiyor bana soyluyor. kac gundur ne televizyon izliyor ne de hangi gun oldugunu biliyor. tatil budur iste. hatta arabada tuz golune geldigimizde hangi ulkedeyiz diye kendime soru sorarken yakaladim. nasil bir sey bu seyahat?
tehseena'nin gelmesi hayatimda onemli bir yeri var. onunla paylastigim universite seneleri ve her gittigimde olan olaylarin bir kismini unutmusum. yeniden anlatmasi beni cok guldurdu. ne kadar degismisim. tehseena ne kadar degismis. bugun ona bye bye demek zor oldu. daha dogrusu bye bye dedim ve işe verdim kendimi. insan cok cabuk alisiyor.
14 Haziran 2007 Perşembe
annemle ben
milli piyango bilet'ten 25 lira kazanmis, bana t- şört almis! ne seker... evde aspiratörün bacasi yok (zamaninda yapilmamis), arcelik servisi cagirdi ve karbon bilmem ne taktirdi. teyzem bluz dikmiş, onu getirmiş. kendisi kiminle görüsecekse onun icin mutlaka hediyesi var elinde. itirazlara ragmen ceragem yataginda taş terapi'ye ve kizil otesi isin terapi'ye gitti, ve kuskusuz kendini iyi hissetti. "bak anne indigo cocuklarla ilgili kitap var onu okuyabilirmisiniz?" kitabi bulamamis kutuphanemden, eve geldim Bhagavad Gita'yi eline almis ve belki indigo cocuklar hakkinda biseyler vardir diye baya bi okumus "kizim bunda indigo hakkinda bir sey yok" dedi. "anne ya indigo kitabi var, elinizdeki kutsal kitap". benim Krshna'nin minik biblosunu gordu, "ben de bunun buyunu ariyordum ama otekini aldim" (bahsettigi Ganesh). apartman'da yalitim yapiliyor ve eksik yapilmis yerlere yonetim rica etti haber verin dedi. annem'e de soyledim. işçiler calisirken ve kendisi yengemle sigara cay keyfi yaparken işçinin birine o kadar cok baski yapmislar ki adam fazlasiyla yalitim yapmis halbuki yapacagi tek sey sıvı cekmedigi bir kac nokta vardi.... "hiii ben duvarin bi kismi eksik kalmis zannettim"...
komiktir annem. istanbul'da arkadasinin oglu'nun dugunune gitti. siyah harika dekolteli ucu havali bir elbise almis. "giyerim sonra da irem'e veririm, tam tango dans kiyafeti" demis kendisine. gercekten de oyle! annemin yasina gelip vucudumun olculeri degismeyecek sekilde yasayacagim. kararliyim. koruyacagim. mimar dayima "amerika bileti yaparmisin" sormus. dayim unutmus, annem anlatirken alindigi belli. "neden aliniyorsunuz ki, bir kez soylemissiniz zaten unutmustur". "olabiliiir ama hic bir zaman kendimi tekrarlamam ve dayin da tekrarlanmasini istemez" dedi. sustum.
bazen anlamiyorum ve birakiyorum. genelde annemle kavga etmeyiz. tartisma cikarsa da "senin uzulmemen icin" der yani korumaya da calismiyor artik ama yine de... dun aksam bunu dedi "bak ganga'ya filan girmeye kalkisma, ben ayagimi sokmam, dikkatli ol" dedi. benim tepkim "üüff mummyyyy ganga'ya yaklasirsam bakariz" dedim. "tamam tamam karismiyorum ama iste annen olarak soylemek zorundayim".
anne olmak boyle bisey. annem'de boyle biri. "aseton'un nerde" sordu. soyledim. kendisine bakti "su tirnaklarimi sileyim, saclarimi yaptirayim, yarin kahve iceriz" dedi. cok guldum. sonra da ilk agda hikayesini anlatti, nasil agladini sonra da benim ilk agda yapildigi zaman ben nasil agladigimi anlatti. "cok benziyoruz anne" dedim.
sessiz kaldi.
