Brajabanita / Özgür Martı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brajabanita / Özgür Martı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2007 Cuma

Brajabanitada tatile gidiyor


Sevgili Tofucanlar,

Brajabanita tatile cikiyor ailesiyle... Aysegul tatilde der gibi oldu bu biraz. Evet 10 Agustos'tan Eylul'un 1. haftasina kadar Ankara disinda olacagim ailemle... Dondugumde sizlerle daha fazla beraber olmayi ve Tofuda yazmayi talep ediyorum...

hepinizi cok seviyorum

Sevgilerimle,
Brajabanita the Özgür Marti

17 Temmuz 2007 Salı

CAN'LARIMA ......


Nasil duygulandirdiniz beni bir bilseniz, editorumuzun yazdigi ayri guzel hepinizin sevgi dolu yazdigi tebrik yorumlari ayri.......... nasil tesekkur edecegimi bilemiyorum..........

*

Hepinizi cok seviyorum dun cok yogun bir gunumdu ve yorum kismina yazdigim yazi yine nedendir bilmiyorum silinmis... bende simdi rotarla yaziyorum ve is yerinde oldugum icin yazi karakterleri turkçe degil ama idare edin artik her zaman ettiginiz gibi ..... aglattiniz beni cok duygulandirdiniz....

*

Beni tekrar yaratarak sizlerle bulusmami sagladigi icin Yaradanima sukurler olsun ...


Dun Reiki ogrencim Mevlana'nin guzel sozlerinden yollamis ve bende bunu Can'larimla paylasmak istedim ve onlara armagan etmek istedim.....

*



MEVLANA ne guzel ozetlemiş:


Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli... Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı... Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı... Dost dediğin; fanatik olmalı; Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli. Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli, Ve ağladığında, seninle ağlamalı... Ama hepsinden daha çok; Dost MATEMATİKSEL olmali; Sevinci çarpmalı... Üzüntüyü bölmeli... Geçmişi çıkarmalı... Yarını toplamalı... Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı... Ve her zaman bütün, parçalardan daha büyük olmalı... İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...Mevlana

11 Temmuz 2007 Çarşamba

DUGUNUMUZ VAR !!!


Epey bir araliktan sonra nihayet yine yaziyorum.......Sevgili editorumuz hiç olmazsa bir yere giderken haberimiz olsun demisti ve evet haber veriyorum 4 gunlugune "Ankara" disinda olacagiz....Istanbul'da hatta tofu grubunda iki kisiyide yanimiza alarak gidiyoruz...
canim kuzenim Dibya Prema evleniyor ve sadece o evlenmiyor....onunla beraber Umut`da....Hep bir tarafi tutarsin ya evlenirken insanlar, bir tarafin insani gibi görürsün kendini ya.... iste bu sefer ki dügün hiçte öyle degil... Umut'tu da kuzenimden hiç ayirt etmiyorum o Dibya Prema'nin hayatina girdigi andan itibaren ailenin bir parçasi olmustu zaten....

Iki guzel insan evleniyor iki guzel ruh ... Onlarin mutlulugunu paylasmaya gidiyoruz.....
Omur boyu mutluluklar dilemeye .....


Beraberlikleriyle onlara daha cok guzel sevgi ve huzur dolu kapilarin acilacagini biliyorum.....ve Yaradandan onlar icin essiz bir omur talep ediyorum, sevgi ve huzur dolu....

Sevgili Tofucular, ben editorumuz ve diger tofucanlar gibi kalemi elime alip sizler gibi devamli yazamiyorum, bunun icin bagislanmayi diliyorum benim icimden cok gelmesi gerekiyor..... herkesin bir tarzi var ve anlayisiniza, hosgorunuze simdiden tesekkur ediyorum. Hepinizin yazilarini vaktim oldukca çok büyük zevkle okuyorum...ve sizleri cok seviyorum...

Hepinize kucak dolusu sevgiler

Brajabanita
Özgür Marti

7 Mayıs 2007 Pazartesi

TESEKKURLER







Dün çok hoş, sakin keyifli bir gün geçirdi Tofucanlar Nilambara'nın evinde .....


Ve ilk kez Ankara'da bulunan tofucanlar tüm kadro halinde biraraya gelmeyi basardi...
Enerjisiyle hepimizi bir araya getiren Nilambara'ya tesekkür etmek istedim...
Ayrıca Sevgili editörümüz bize cok güzel bir sürpriz yapmış ve hepimizin fotoğraflarını 1. sayfaya koymuş.....


Sevgi, hoşgörü ve emeğimizle bütünü koruyacağımıza inaniyorum....

Sevgilerimle,

Brajabanita
Özgür Martı

24 Nisan 2007 Salı

RESİM SERGİSİ ARDINDAN…….



Bugün 19 Nisan’da açılışı olan Anaokulu Resim Sergisi toplanıyor. Annesinin kuzusu oğlumun da resimlerinin sergilendiği sergiyi açıkken şöyle adam gibi gezemedim….ve içimde kaldı desem yalan olmaz…

Evet, sevgili Jagad Jivan belki kendi yaşıtlarından resim konusunda biraz daha ilerde ama o herşeyiyle annesinin devamlı ilgisini bekleyen ve tüm kaprislerini ona yapan, bir anne kuzusu daha….

Aslında daha önce yazmak istediğim ama bugüne kısmet olan o günkü anımı yazayım….

Daha önce yazdığım gibi o gün, Aslan beni Sultan teyze ile birlikte Can’ı almaya geldiklerinde hala çok heyecanlıydım ve bir o kadar da üzgün - kardeşim yani Can’ın dayısı Can’ın kendiliğinden davet ettiği tek davetlisi gelemiyordu… ve umarım Can dayıyı sormaz diyordum içimden…

Ve Can’cığı aldık… Dayı ile ilgili hiçbirşey sormadı neyse ki ve ben bir ohhh çektim içimden… belli ki Can da heyecanlıydı….biraz da o saatlerde yorgun ve uykusu geldiği için sessizdi…

Sergi salonuna giremeden elimde öğretmenlere hazırlattığım çiçeklerle doğru, konvoy halinde Can beyle ve teyzemizle WC’ye koştuk sonra hadiii sergi salonuna., Sergi oldukça kalabalıktı. Çiçeklerden kurtulmak istiyordum önce öğretmenleri bulup Can’a çiçekleri verdirttim. Bu arada çocukları anaokulunda okuyan eski arkadaşlarımla karşılaştım ama konuşmak ne mümkün Can beni çekiştirip duruyordu, resimlerini bulalım diyordum beni kendine doğru çekip “Sen ne biçim annesin ya.. Bana bakmadın bile benimle ilgilenmiyorsun habire resimlerime bakıyorsun ben burada mıyım değilmiyim? “ diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Ona laf anlatana kadar “Oğlum, ben senin için geldim, bak teyzen baban burada resimlerine bakıcağız, arkadaşlarınla beraber ne güzel şeyler yapmışsın, bazı anne-babalar gelememiş bile, ben senin için buradayım” dedik ama, nafile bu sefer versiyon değişti “Resimlerime bakmıyorsun bile, ben resimlerimi şimdi almak istiyorum burada dursunlar istemiyorum alıp gideceğim, babama söyle hemen alsın resimlerimi “…

Patlama noktasındaydım ama ya sabır diyordum.

Bu arada Can’ın takıntısıydı zaten resimlerini baştan beri eve getirmek istemişti, el sanatı öğretmeni onu ikna etmişti ama şimdi yine başlıyordu Kabus……Can bunları söylerken el sanatları öğretmeni tam karşımda imdadıma yetişmisti, oturdu Can’a neden resimlerini şimdi alamıyacağını anlattı bir sürü anne-baba gelememişti ve herkesin resmi ancak sergi bitiminde verilecekti… Öğretmenine kafa salladı elimden tuttu ve başladı yine aynı şeyleri söylemeye bu arada ekleme yaparak “benim resimlerimi bulmuyorsun” demeye başladı.

Bizi gören arkadaşlarının anneleri Can’a doğru gelip resimlerinden dolayı tebrik ediyorlar “Gördünüz mü Can’ın her yerde bölümde resmi var” diyorlardı. Onlara Can gayet iyi ve efendi davranıyor, onlar gittiği anda benimle kaldığı yerden başlıyordu. Kendini “pause”a alıp “Start” düğmesine basıyordu.

Sınıf öğretmenlerinden Sema hanım sonunda hayatımı kurtardı ve Can’ı normale döndürmeyi büyük bir sabırla başardı ve minnettar kaldım…

Sonra ne mi oldu ara ara resimlerine bakabildim bu sefer arkadaşlarıyla oyuna daldı ve saklambaç oynadıklarını zannederken, Tuna adlı arkadaşı yanıma gelip Can ağlıyor Arın ile kavga ettiler dedi. Hadiii bir bu eksikti, neyse uzun çabalar sonunda onuda hallettik….. Son 15 dakika, sonunda arkadaşları ile sergi salonuda boşalınca koşusturup mutlu oldu… Tabii gitme zamanı deyince yine kötü anne olduk “Anaokulu Müdürü hala burada ben niye gidiyorum” protestoları eşliğinde bizi beklemekten bunalmış eşimle arabada buluştuğumuzda hala rahat bir nefes alamamıştım. Gerek Can, gerekse eşim söylenip duruyorlardı. Sonunda 5-6 dakika içinde Can uyudu ve asayiş berkemal deyip rahat bir nefes aldım.

Sergi açılışı bitmişti … ve ben üstümden bir kamyon geçilmiş gibi hissediyordum…Ne ummuştum ne bulmuştum :)

19 Nisan 2007 …. Unutmayacağım bir gün olmuştu herşeyiyle…..Can uyurken ve herşey sakinleşmişken serginin ayın 19’unda olması ilginç gelmişti, 19 rakamı önemli bir rakam olmuştu hep hayatımda … evimizin numarası aklıma geldi 19/19 …..”Belki Can’ın keyfi olursa sergi kapanmadan tekrar rahat rahat gezebilirim” dedim içimden.. Sonra dönüp Aslan’a “Can’ın resimlerinin tamamını görüp görmediğime emin bile değilim” dedim.. “O da merak etme hepsini çektim bakarsın, zaten sergi sonunda bize verecekler” dedi.. Ama aynı şey değildi ….

Ve maalesef Can sergisine ısrarla tekrar gitmek istemedi.. Kimbilir belki de onları orada görmekten hoşlanmıyordu ve onları yine almak isteyecekti … hiç ısrar etmedim, bir kabus daha yaşamak mı? Aman kalsın…

Yine de içimde kaldı, sergiyi doya doya gezemediğim……

Sevgilerimle,

Brajabanita
Özgür Martı


Bu arada da geçen yorum yazan tofucanlara çok teşekkür etmek istiyorum. Aynı gün Can’a yorumlarınızi okuttum ve Can bir daha sergisi olursa hepinizi davet etmek istediğini söyledi ve büyük insan gibi yorumlarınızı dikkatle dinledi ve mutlu oldu.. Ve dahası da var 23 Nisan’da kendisinden bir resim yapmasını isteyen halasının arkadaşı Melek’ e kendi isteğiyle kompozisyonu ve içeriği çok güzel olan bir resim yapıp ona hiç itiraz etmeden hediye etti. Hemde ilk kez bir “Melek” çizdigi halde….. Bu sefer o resimden ben zor ayrıldım desem yalan olmaz ama değerini çok iyi bilecek adının anlamını yüreğinde taşıyan eşsiz Melek’e gittiği ve Jagad Jivan’ın böyle birşey yaptığı için çok mutlu oldum…. Can'in yakında size de istediğiniz resimleri hediye edeceğinden eminim sadece gününde olması gerekiyor…belki yaşindan büyük şeyler yapıyor ama ….o yine de küçük bir çocuk..

19 Nisan 2007 Perşembe

HEYECANLIYIM

Evet bugün içim içime sığmıyor. Aslında sonuçta Anaokulunda yapılan karma bir anaokulu resim sergisi…

Ama yine de heyecanlıyım…Geçenlerde Paskalya tatilimde nerdeyse tüm gün öğretmenlerle görüşmeye gittiğimde El sanatları öğretmeni bu sergiden bahsetmişti. O zaman çok önem vermemişim demek ki” hafta içi olduğu için açılışa gelmesem izin almak zorundayım daha sonra gezebilirmiyim? Sınıfça mı geziliyor dediğimde”.. Mahmure öğretmen “Bu sergi TED Bilim Kültür Merkezinde olacak ve Can’ın bir sürü resmini sergi için seçtim. 19 Nisan serginin açılışı ve ardından kokteylimiz olacak, davetiyeler size ulaştırılacak ama Can için açılışta olmanızın önemli olacağını düşünüyorum” dedi. Ben de geçen sene okulda yapılan sergi gibi düşünmüştüm…. bu durumda izin almam şart olmuştu. …Böyle bir açılışta olmayı her şartta istiyordum…

Can, kalbinde özel bir yere koyduğu dayısını görünce “dayı, okuldaki sergideki resimlerime bakmaya gelirmisin’” dediğinde… dayısına bakışını görmenizi isterdim. O zaman, Jagad Jivan için o serginin anlamını daha da iyi anladım.

Aklıma geçen sene ki sömestir tatilinde resim yaptıkça odasının dolaplarına resimlerini koyması ve eve gelen herkese gururla odadaki resim sergisini gezdirmesi şerit gibi gözümden geçti…

Hiç bıkıp usanmadan yaptığı resimleri, hepsi öyle güzeller ki… çoğu zaman yatmasına çok az kala başladığı ve bitirmesi için sabırla, merakla, heyecanla beklediğim resimleri…Ben bu hayvanı yapmak istiyorum ama yapamıyorum dediği anlarda krize girdiğinde onu sakinleştirme çabalarım ve onun gözyaşları….Ankara manzarasına karşı o minik yetenekli ellerle yaptığı resimlerin hepsinin bir öyküsü vardır.. Tam oynarken ….legolarıyla, hayvanlarıyla, arabalarıyla ve diğer oyuncaklarıyla birdenbire aklına bir fikir gelip hemen masasına gidip eline kağıt kalemini alıp oyun konusuna göre göl, köprü, yol, ray v.b. şeyleri çizerken ki yaratıcılığını görmek gerekir…Ya da bana veya başka birine birşeyi tam ifade edemediğinde gidip onun resmini yapıp getirmesi görülmeye değerdir…

Kimbilir belki ileride kendi sergilerini de açtığını görebilirim…Ne olur bilemiyorum ama bildiğim birşey var Jagad Jivan Eren Can Hananel benim her zaman küçük ressamım olarak kalacak……ve çizsede çizmesede bana martılara bakarak.. “Anne, merak etme, büyüyünce ben sana hayalindeki martıyı yapacağım” dediği günü hep sevgiyle anımsayacağım…

Yaradana şükürler olsun, hep güzel resim yapanlara hayran olmuşumdur, hep müziğe yeteneği olanlara hayran olmuşumdur, güzel dans edenlere hayran olmuşumdur ve takdir etmişimdir….belki Yaradan bana o yetenekleri vermedi ama bana bu yeteneklerin hepsine sahip olan heran bu yetenekleri, bu yaratıcılığı seyredebileceğim muhteşem bir Tanrı misafiri yolladı. Şükürler olsun.

Yaradandan sadece bir talebim olacak “bu eşsiz emanetine eşimle beraber Onun ışığında rehberlik edebilmek…….”

12 Nisan 2007 Perşembe

YÜREĞİM ÇOŞKU DOLU


Tofuya yazımı yazdıktan sonra Üniversiteden bir arkadaşımla buluştum. Çok hoş bir sohbet yaptık, hayata dair ve bakış açılarımıza…..

Çok sevdiğim hocam, Birol beyin devamlı hatırlattığı soruyu sevgiyle anımsadım:

“ Haklı mı olmak istersin? Mutlu ve huzurlu mu olmak?

Sonra arkadaşımdan ayrıldım ve işyerime doğru yürümeye başladım, içim sevgiyle kaplıydı, yüreğim çosku dolu……..hocamın verdiği 10 dakikada bir yapmamın uygun olacağı onaylamamı tam anlamıyla yapamıyordum ama daha sık hatırlamaya başlamıştım ……..Doyasıya mutluydum……


Hava çok güzeldi…Güneş iliklerime kadar ısıtıyordu, belimin ağrısı yok denecek kadar azdı ve rüzgar hafif hafif saçlarımı dağıtırken ben kendimi yine bir Martı kadar özgür hissettim…..ve yürekten Yaradanıma şükrettim. Şükürler olsun…….verdiğin herşeye şükürler olsun……Yüregim sevgi ve cosku dolu... Şükürler olsun.....

Özgür Martı’dan sevgilerle

YÜREĞİMDEKİNİ PAYLAŞABİLİR MİYİM?

Eşsiz arkadaşlarım, yürekten ve sevgi ile yazan eşsiz Tofu grubum….Ve bana yine Ilham veren sevgili eşi olmayan Berrinciğim…

Gün içersisinde devamlı düşünüyoruz, aslında sadece, düşündüğümüzü düşünüyoruz, karmaşık bulutlar içinde kaybolup gidiyoruz…. beynimiz devamlı çalışıyor ve günlük koşuşturma içinde asla susmuyor ve devamlı yorumlar yapıyoruz, yargılıyoruz….beklentiilerimizi dile getirip, kendi bakış açımızla algılarımızla olması gerektığı biçimi dikte edip olayları değerlendiriyoruz.

Hep herşeyi kendi açımızdan yorumluyoruz, eleştiriyoruz, yargılıyoruz.

Düşüncelerimizi susturamadığımız gibi …….. 10 dakika da bir şu cümleyi hatırla diye beynimize komut verdiğimizde bile düşüncelerimiz bizi rahat bırakmıyor ve devamlı egomuz bize bunu hayat karmaşası içinde "boşver bu cümleyi unut git ne olacak keyfine bak hayatın tadını çıkart" diyor………Ve gün içerisinde bu 10 dakika da bir verdiğimiz hatırlatma uyarısı bile çok düşük bir oranla uygulanabiliyor ancak…

Hangi biçimde olurlarsa olsunlar; Her nasıl olurlarsa olsunlar sevgisiz düşüncelerle eşleştirdiğimiz, belirli kişiler, durumlar ve olaylar rahatsızlık, depresyon, öfke, korku, endişe, saldırı, güvensizlik gibi önce düşünce olarak ortaya çıkarttığımız sonra duygusallığımiza indirdiğimiz sevgiden uzak ve özümüzden ayrılarak algıladıklarımız…. sevgisiz düşünceler zihnimizde dolanıp duruyor…

Hep birşeyi unutuyoruz, düşündüklerimizi düşündüğümüzde tekrar düşünüp yüreğimizi dinlemeyi, sevgiyle bakmayı…… Sadece sevgi ile bakmak farklı bir biçimde görebilmemizi sağlayacak ve etrafa yayılacak…

Doğayı Yaradan eşsiz yarattı…. Minik yavru bir kedi de eşsiz…….minik bir yılanda eşsiz……..Hepsi sevgi ile yaratılmış… Önemli olan olduğu gibi kabul edip yorum yapmadan sevginin gözleriyle bakabilmemiz……

Her an uygulamaya gayret ettiğimi Sri Govinda Maharaj’ın sözleri hep yüreğimde:

"Hoşgörülü olalım
Alçakgönüllü olalım
Karşımızdakini onurlandıralım"

Sevgi ile Yapabildiğimizin en iyisini yapıp, bırakalım….

NOT: Burcu’cuğum, korkularımın, endişelerimin yerine sevgiyi ve yüre ğimi koyarak Tofu’ya yazma konusunda yapabildiğimin en iyisini yapmaya gayret edeceğim…..

Özgür Martı - Brajabanita'dan sevgilerle

27 Mart 2007 Salı

Gece Kuşundan sevgilerle


Ben bir gece kuşuyum en bayıldığım saatler sabaha karşı olan saatler ve en verimli çalıştığım saatler..... Bir martı kadar özgür ve süzüle süzüle... sessizce çalıştığım saatler..... Bu arada çalışırken bizim siteye bakayım dedim...Ve şaşırdım... Kızlar bakıyorum Thai masajı sonrası hepiniz yere serildiniz sesiniz soluğunuz azaldı....Berrin, Selen, Zeynep sizlere ne oldu??? Anushila hadi sen de başla artık....

Valla yazılarınızı özledim, Nilambara'cığım yazılarının devamını dört gözle bekliyorum....ve bir kez daha tebrik ediyorum...Sizin gibi yazarlar dururken benim yazmam olmuyor......Yazılarınızı dört gözle bekliyorum...

Eşsiz tofucanlara tüm sevgimle......

Brajabanita
Özgür Martı
01.41

19 Mart 2007 Pazartesi

Hoşgeldiniz Üstadlar!


Epey yoruldunuz ama sonunda guzel birşey başardınız sevgili tofucanlar... Hepinizi tebrik ediyorum... Özellikle Ankara'dan giden grubun hakkını yememek lazım ... Dört hafta üst üste her hafta sonu çalışan kişiler olarak gerçekten muhteşem birşey başardınız ve sizleri ayrıca yürekten takdir ediyorum....

Şimdi kısa geçmişe gitti biran zihnim ve bana çok değerli bir hocamın bir keresinde "birşeyi "aşkla" yaptığınızda ona tüm enerjinizi sonuna kadar verirsiniz ve eğer birşey sona erdiyse bilin ki o "aşk" bitmiştir" sözlerini hatırladım... Bunu söylerken hıçkırarak ağlıyordu bugün gibi zihnimde......o an sadece susmuştum... içimden ona sadece sarılmak gelmişti, sarılmıştım ve hala ona sarılır ve ona sevgimi gönderirim....Tüm yüreğimle...

En önemli şey gerçekten yürekten sevgiyle yapabilmek her şekilde ve şartta...Sizler 1 ay boyunca maddi, manevi şartlarınızı zorlayarak kendiniz ve bütün için çok güzel birşey yaptınız ve ben bu yaptığınızı taa yüreğimde hissediyorum. 4 haftalık çalışmanın öncelikle içinizde size çok güzel kapılar açacağına ve bu ışığı da hepimize yayacağınızı biliyorum.

Sevgili özgür Üstadlarım yolunuz sevgiyle açık olsun......


Brajabanita
Özgür Martı
19.3.2007

27 Şubat 2007 Salı

KAYBOLAN MARTININ GERİYE DÖNÜŞÜ

Bu akşam Burcu'nun Istanbul maceralarını okurken ve Burcu o martıları anlatırken o Istanbul'da ki sevdiğim havayı tenefüs ettim adeta. Nasılda güzeldir o martılar Istanbul'da. Bir başkadır Istanbul'da gökyüzünde vapurların tepesinde özgürce uçuşan martılar...Her İstanbul'a gittiğimde vapura binemeyip o havayı soluyamamanın ve o martılara gidememenin üzüntüsü çöker içime... Martılara bakarken oysa ki ne kadar mutlu olurum kimse bilmez.... içimdeki özgür ruhu çıkartır adeta martılar o masmavi gökyüzünde uçuşurken...Zihnimde ki tüm düşünceleri dağıtır ve içimi bir çoşku ve bir mutluluk kaplar...

İşte bugun Burcu'nun yazısını okurken ve o martıları anlatırken onca karmakarmaşık duygu ve düşünceden yorgunluktan sıkıntıdan bir anda sıyrılıverdim ve çok mutlu oldum. Ve içimdeki martı tekrar uyandı...Zihnimi tutsak yapan düşüncelerim adeta uçup gitti ve ruhum yine bir martı kadar özgür.....bir o kadar hafif ......İçimde kaybolan martının geriye dönüşü bir o kadar tanıdık..........

Teşekkürler kırmızı başlıklı kedi .....

Özgür Martı
Brajabanita
27.02.2007 1.30 a.m.

13 Şubat 2007 Salı

ÖZGÜR KANATLAR


Tofumuzunun gözbebeği, sevginin güneşi, güzel meleğimiz .....

İyi ki varsın.... İyi ki doğdun....... Hemde böylesine muhteşem bir günde....

AÇ O MUHTEŞEM KANATLARINI UÇ UÇABİLDİĞİN KADAR ÖZGÜRCE.......BU YIL SENİN YILIN.... NİCE MUTLU YILLARA.....DİDİCİĞİM

HARE KRİSHNA

Brajabanita

3 Şubat 2007 Cumartesi

BEKLENTİLERİMİZ

Hep beklentilerimiz değil midir aklımızı çelen? Bizi andan ayıran? Bizi sevgiden ayıran...Martının uçuşunu özürlüğünü engelleyen....Aslında tam bir şekilde kişisel gelişimimizde büyürken apansızın bizi kıskıvrak yakalayan ve ağına alan ah bu beklentilerimiz... Egomuzun bize yaptığı bir oyun .....dur ilerlemene ne gerek var diyen ah şu egomuz....

Hep Reiki İnisiyasyonlarından sevgiden, beklentilerimizi en aza indirmekten bahsettiğim anda karşıma çıkan ah şu beklentilerimiz ve benden beklenenler.....

Ama artık oyununuza gelmiyorum sizi yanıma aliyorum beklentilerimi ve benden beklenilenleri ....

Sevgiyle aliyorum elimden geldiğince sevgiyi hissederek yüreğimde hissederek ve anda kalarak... Böyle zamanlarda , zorlandığım böyle anlarda, bana en çok destek veren sevgili oğlum Jagad Jivan... onunla şimdide kalmak onunla anda kalabilmek, sevgide kalabilmek o kadar kolay ki...

Tanrının bana verdiği en güzel misafir, rehber ve hediye. Tanrım, bunları görmemi sağladığın için şükürler olsun . Bana verdiğin herşeye layik olmaya çalışacağım ve yapabildiğimin en iyisini yapmaya gayret edeceğim.

Om Namo Vasudevaya

Tüm sevgimle,

Brajabanita
03.02.07, 02.52

17 Ocak 2007 Çarşamba

SEÇİMLERİMİZ

Huzur ve sevgi iç içedir. Huzursuzluğu seçtiğinizde bilinki sevgisizliği seçtiniz ve Tanrı'dan, varoluştan, özünüzden ayrıldınız.

Albert Einstein şöyle der :

Hayatımızın yaşamanın sadece iki yolu vardır:

Bir tanesi hiçbir mucize değilmiş gibi, diğeri ise herşey mucizeymiş gibi...

Uzakdoğunun kutsal metni BHAGAVAT GİTA da şöyle der : "Varoluşun içinde olarak, harekete geçin"

Hepinizi çok seviyorum ve hepiniz iyi ki varsınız....

Sevgilerimle,

Brajabanita
18.1.2007, 01.25 am

14 Ocak 2007 Pazar

Mucizeler


Tanrım herşey senin elinde, huzurunda, sevginde. Herşey iyi ve güzel. Şükürler olsun !

Özellikle sevgili hocam Birol Gökduman ile başladığım Mucizeler Kursundan sonra Mucizelerle ilgili farkındalığım çok daha arttı.....Yürekten hissediyorum ve her geçen gün farklı farklı şeyler öğreniyorum, deneyimliyorum ve yaşıyorum...

Mucizeleri önüme peşi sıra koyuyor Tanrım ve ben her seferinde teşekkür ediyorum.

Gerçekleşen herşey onun eseri ve egomu yanıma almam için beni uyardığı, dürüstlüğün önemini bana süreki vurguladığı, sadece aracı olduğumu bana gösterdiği ve bana yolladığı, beni çevreleyen sevgili rehberlerime hergün teşekkür ediyorum...

Evet, çok istememe rağmen belki son zamanlarda yazamadım ama karman çorman belki darman dumandım. Aynı zamanda çok güzellikler yaşarken aynı anda kendi içimde hesaplaşma ve bilimum çıkışlar yaşama halindeydim. Uzun zaman olmadığı kadar bel ağrısı çektim ve halen daha azalmış olsa da yine tam geçmiş değil.. Ama biliyorum ki bu da Tanrımın bana göndermiş olduğu mucizelerden birisi, orada birşeyleri görebilmem için verildi bana...Bağışlıyorum, kabul ediyorum, onaylıyorum, seviyorum ve tüm sevgimle özgür bırakıyorum...

Güzel rehberlerim iyi ki varsınız. Tanrı'ya şükürler olsun.

Tanrım herşey senin elinde, sevginde, huzurunda. Herşey iyi ve güzel. Şükürler olsun..

Hare Krishna Hare Krishna Krishna Krishna Hare Hare Hare Rama Hare Rama Rama Rama Hare Hare

(Bir kısmınız belki bu mantra'ya tepkili olabilirsiniz ama çok içimden geldi ve benim için çok özel, önemli ve eşsiz ve güçlü bir mantra, hiçbirşey empoze etme niyetim olmadan yüreğimden geldi yazmak, saygı duyacağınıza inanıyorum)

Brajabanita
14.01.2007 23.30

9 Ocak 2007 Salı

Tüm Sevgimle

*
Canlarım,
Hepinizi çok seviyorum sadece sevgili Betül'ü tanımıyorum ama sevmem için bu kesinlikle bir engel değil.

*

Öncelikle, hepinizden özellikle Burcu'dan ve Berrin'den yazma konusunda sizleri bu kadar beklettiğim içinde özür diliyorum.

*

Şu an saat 02.08. Çoğu kişinin uykuda olduğu bir saat ve benim en sevdiğim saatler...Ve bugun ayın 9 u olduğunu farkettim. Hep 9 lar karşıma çıkıyor son son ;9 larla birşeye başlıyorum. Tıpkı bu yazım gibi.. Halbuki daha erken bir saatte yazmak istemiştim ama bir sürü aksilik ve engeller oldu ve şimdi yazıyorum. Hayatta hiçbirşeyin tesadüf olmadığını son zamanlarda iyiden iyiye kendim bile şaşıra şaşıra izlemeye başladım. Evet gerçekten ilginç, entresan ve kesinlikle tesadüf olmadığını gördüğüm bir sürü şey yaşamaya başladım. Tıpkı şu an, şu grubun bir arada olması gibi, kendi farklılıklarımızla, değişkenliğimizle,egolarımızla, içtenliğimizle, gel-gitlerimizle, dirençlerimizle, olumlu, olumsuz tüm duygularımızla işte hepimiz yüreğimizle buradayız ve hepimizin birbirimizden öğrenecek çok şeyi var ve bu kesinlikle bir tesadüf değil....ve hepimiz birbirmizin aynasıyız ve bu grup birşey için var.
*

Hepiniz çok değerlisiniz ve hepinizin varlığı için şükürler olsun, bana o kadar güzel şeyler sundunuz ve sunuyorsunuz ki....Birlikte elele sevgi ve saygı çerçevesinde tek yürek çok gelişeceğimize inanıyorum ve son zamanlarda hep artık tesadüf olmadığını bildiğim ve karşıma çıkan martı sembölünü sizinle de paylaşmak istiyorum...

*
Martı kitabını defalarca okudum ve hep içimi ısıttı ve uzun zamandır rafa kaldırdığım martılarım yine karşıma çıktılar, hep yolumdalar........ çok sevdiğim ve defalarca okuduğum Richard Bach'ın Martı kitabından bir alıntılar paylaşmak istiyorum sizinle....beni anlayan...beni bilen..bazen benden bile bana yakın olan sizlerle.....
*
Sabah olduğunda sürü çılgınlığını unutmuştu. Ama Fletcher unutmamıştı. "Jonathan, uzun süre önce sürüye dönmek, onları sevmek, onlara yardım etmek konusunda söylediklerini anımsıyormusun?

""Elbette""


*

Az önce seni öldürmye kalkışacak kadar azgınlaşan bir sürüyü nasıl oluyor da sevebiliyorsun, anlamıyorum doğrusu. ""O, Fletch. Sevilen o değil ki. Kin ve kötülüğü elbette sevemezsin. HER MARTIDA GERÇEK MARTIYI GÖRMEYE çalışmalı, her birinin içindeki iyiyi bulup çıkarmalı ve bunu onlara göstermelisin. Gerçek sevgi budur işte. Onu bir kez tattın mı, vazgeçemezsin

................................................................

Fletcher : " Burada eğitmen sensin. Bırakıp gidemezsin.
"Jonathan : " Bırakamaz mıyım? Başka eğitmenlere gereksinimi olan başka Fletcherler ve başka sürülerde olabilir değil mi?
""Ben mı Jon? Ben sıradan bir martıyım. Oysa sen....""


*

Yüce martının tek oğlu , öyle değil mi? diye içini çekti Jonathan. Bakışlarını denize çevirmişti. "Artık bana gereksinimin kalmadı. Günler geçtikçe içindeki gerçek ve sınırsız Martı Fletcher'i bulmaya başladın. Senin eğitmenin odur. Onu anlamalı ve yaşamalısın."

*
Bir süre sonra Jonathan'ın bedeni havada dalgalandı "Adamı kutsallaştıran aptalca sözlerin yayılmasına engel ol. Beni Tanrılaştırmalarına izin verme. Söz mü Fletch? Ben bir martıyım..Belki ....uçmayı seviyorum..Işığı gittikçe donuklaştı, saydamlaşmak üzereydi...


*

Jonathan " gözlerinle gördüğüne inanma, gördüklerin yanlızca sınırlı olandır. Sezginle bak. Öğrendiklerinin bilincine varmaya çalış. Böylece uçuşun yolunu da öğreneceksin.....

*

"Uçmak, bir martının en doğal hakkıdır. Özgürlük ise, varoluşun bir parçasıdır. Boş inanç olsun, gelenekler olsun, özgürlüğü kısıtlayan ne varsa, kaldırıp atmak gerek"

*
Nedenini bilmediğim bir şekilde yazmakta direndim ama tüm içtenliğimle, tüm sevgimle ve yüreğimle var oldum şu an ve burada aranızda olmaktan dolayı çok mutluyum....


*

Tüm sevgimle....


Brajabanita