2 Haziran 2007 Cumartesi

İçimizdeki Kutup Yıldızı

"hadi yazı yaz" dedi bana.. Belki de ben dedim “ bir yazı yazacağım " diye..
İkisi de olabilir.. Beynim oyun oynamış o an.. Hangisi doğru hatırlamıyorum şu anda..

Önümde bilgisayarım... Her gün yazıyorum... 24 yaşıma kadar 10 cilt günlük yazmışım.. Yazmamış bir de kenar süsleri –şiirler eklemişim.. Hepsini okumak bende kabus üstü narkoz etkisi yapıyor.. İçim kabarıyor, yüreğim şişiyor.. Bir yandan da yüzümde tebessüm oluşuyor... Atamıyorum da sayfalarca yazıyı... Belki bir gün yüreğim dayanırsa okur düzenlerim diye... Üzüntüler-kırgınlıklar kime olduğu bilinmez yazılar.. Eski aşklara sitemler... İsmini bile unuttuğum arkadaşlarımdan aldığım mektuplar.. Kendime verdiğim sözler... Bluğ çağının verdiği isyankar eğilimler... Komik aslında.. Ama bir o kadar da naif..

24 yaşımda son verdim günlük yazmaya... İyi de olmuş.. Onca yazıda gördüğüm tek ortak şey –herşeyi yaşadığım tek gün olarak değerlendirip, hayatı değişken - değiştirilebilir bir bütün olarak algılamayı beceremeyişimmiş.

Kırmızı ciltli defterim, çok sevdiğim bir adamın bu dünyadan ayrılışına dair siyah-beyaz gazete küpürü ve bana verdiği son notuyla noktalanmış..” Sen bana gelmedin.. Ama ben seni yine de buldum “ yazan...... İlk kez gerçekle karşılaşmış belki de gündelik hesaplarım.. Aylarca uzun acılar çekmişim kırmızı ciltli defterin arda kalan boş sayfalarında...Bilmiyorum..

O boş sayfaların bana çok şey öğrettiğini hatırlıyorum.Uçup gitmemiş aklımdan eski yazdıklarım gibi, hayatın aslında aktığını ve her sayfanın da birbirine bağlı olduğunu göstermiş... Ve hepsinden önemlisi boş sayfaya çok şey yapılabileceğini öğrenmişim.. Hayatın güzel bir yanını ya da içimdeki öfkeyi yazabilirmişim... Kendimi kurban yerine koymayı ya da affetmeyi.... Bu bir seçimmiş.....Ve ben uzun süre baktığım o beyaz boş sayfalarda, ya kendi boşluğumu ya da yüzüme yansıyan ışığımı görmüşüm..Bu da bir tercihmiş..

Meditasyon derslerinde imgelenen ışık, o sayfalardan yüzüme vuran ışık olarak gelir aklıma hep..Ve denir ki, ışığı düşünmek bile hücrelerin yenilenmesinde etkilidir.. Işık insanın en karanlık anılarına inince bile, aydınlıkla karanlıklar bile güzelleşebilir.. Karanlık olarak bırakmayı tercih etmediğimiz sürece.... O da bir tercihmiş işte..... Işığı oralara doldurmak ve o odacıklara sokma cesareti gerekiyormuş bir de..

Ve o odalarda hikayeleri yeniden yazmak ve her detayı görmek insana iyi geliyor.. Hafifletiyor.. Evinizi tekrar dekore etmeye karar verdiğinizde, anne ve babanızın evliliklerinin ilk yıllarında taksitlerle alıp, minik pikap ile eve taşıdığı gül ağacı kaplamalı şifonyeri, şimdi kendi dekorunuzda güzel bir anı olarak değerlendirmeye benziyor bu.. Şifonyerin daha taksitleri ödenmemişken, iki haylazın çay kaşıklarıyla üstüne çizdiği çizikler o zaman anneniz tarafından hayli tepkiyle karşılanıp, unutulmak istenen bir anı olarak kalmışsa da hafınızda... Şimdi aydınlık evinizde şık ve kendine has bir anı olarak gülümseyebiliyor size...

Geceleri seviyorum.. Çünkü karanlık bana daha çok ışığı anımsatıyor.. Önce kendimi sarıyor ışık sımsıcak ve serin... Sonra herkesi ve herşeyi o ışığa buluyorum... Ve özgür bırakıyorum......

Gündüzleri de güneş batımını seviyorum, güneşin aslında yaşadığımız sanal dünyadan- gerçekliğe, öbür dünyaya giden turuncu bir delik olduğunu düşünüyorum.. O delikten uçup gidenlerin, şimdi çok huzurlu olduğunu düşünmek mutlu ediyor beni...

Güneş ya da geceleri parlayan ay, hangisi olursa olsun, ışığı bulmak için insanın önce içine-özüne bakması gerekiyor.O ışık, ay ışığından da –güneşin turuncusunda parlak çünkü... İçinizdeki o minik kutup yıldızı bitmek tükenmek bilmeden parlıyor... Daha çok parlamak ve aydınlatmak için sadece onu tercih etmenizi bekliyor o kadar....

1 Haziran 2007 Cuma

Ankara bugün gene çok güzel...

Bugün dışarda epey işim vardı, öğle saatlerinde çıktım ofisten ve inanılmaz bir sıcak çarptı yüzüme. Bu mevsimde bu sıcak Ankara’da olağan değil, arabanın içi fırın gibi.

Az önce geldim ofise, dışardaki işlerimi tamamlamanın rahatlığı ile... Fazla rahatlamışım galiba, çalışmak istemiyorum. Yapmam gereken pekçok şey var ama acil değiller, biraz bekleyebilirler.

Ofisten çıktıktan 1 saat kadar sonra hava kapadı ve yağmur başladı, trafik karışsa da, silecekler yetişmese de yağmurun hızına sorun değil... Herkesin yüzü gülüyor, bu yağmura çok ihtiyacımız var... ve tabii ki bu tatlı serinliğe...

Odamın balkon kapısı sonuna kadar açık, bir yandan yağmurun sesi ve serinliği bir yandan mis kokulu Türk kahvem... yok çalışmak istemiyorum şuanda, biraz mola... tofuya göz attım, yeni birşeyler var mı diye...

Merak ediyorum tofucanlar gene nerelerdesiniz... Selen hayattamısın? Zeynep’ten okullar kapanana kadar, Anushila’dan ise hiç umudum yok... Brajabanita hiç olmazsa arada yorumları ile buradayım diyor... Sizleri, paylaşmayı özledim... Yanıtsız kalan buluşma girişimimden de ikinci bir karara kadar şimdilik vazgeçtim :)
*
Adresleriniz hazır, elimde.... yakında şık unicef mektup kağıtları ile sizlere sarılacağım ve kitaplarınızı posta yolu ile göndereceğim, bilginize...

Artık, işlerime dönebilirim :)
Hepinizi öpüyorum, sevgiler...

GENEL HABERLER


Cok sevgili Tofucanlar

Son zamanlarda sitemizde yine duraklama yaşansa da, bizi yalniz bırakmayan arkadaşlarımızın samimi yorumları siteye heyecan kattı. Yorumlarınız için teşekkür ederiz. Sizleri de aramızda görmek isteriz, yazın bize.... (tofugrup@gmail.com)

Gulçin ne zaman açılışı yapıyorsun ? merakla bekliyoruz.

Oylamamıza göre çoğunluk yazıların sırayla yazılmasını istiyor. Bu demek oluyor ki, ciddi bir yazar disipliniyle her hafta yazı yetiştirmek.. Böylece; çok yazı yazdım diye geriye çekilenlere de iyi bir motivasyon olacağını düşünüyorum. Tofu'da yer alan her yazardan aynı disiplini bekleyebilir miyiz? Sitem ettik.. Oylama yaptık... Bir üçüncü çözüm aklıma gelmiyor. Sanırım en kötüsü Tahtaya yazılan "konuşanlar listesi" gibi " yazmayanlar" listesi yapmak..


Güzel bir haber, sevgili Nilambara'nin indigo dergisinde yeni yazısı çıktı. Kendisini cesareti ve yürekli paylaşımları için kutluyorum.. Darısı hepimizin başına diliyorum..


Guzel bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle...Ankara'da yağmur yağıyor..
Göksel'in yeni şarkısındaki gibi Şükür ki ne şükür...

Pek sevgiler...

NOT: Tofucan adresleri maillerinize ulaşmış olmalı.. Artık bekliyoruz yollayacaklarınızı... Mektup-Kart dışında, buket çiçek- tek taş pırlanta da kabul edilir..