4 Nisan 2007 Çarşamba

hediyelerin karakterleri


hani düsünürüz hediye o alinacak kisiye uygun olmali ama cogu kez bizim onlar icin ne "iyi" gelir ya da "ne işine yarar". bu düsünce kalibiyla hareket ederiz. ama burda bahsetmek istedigim uygun veya uygun olmayan hediyeler degil de, hediyelerin kendi karakterleri. mesela:

- eren bana hep minik biblolar alirdi. o biblolar kedi, penguen, ayi filan olurdu. bu biblolari hediye ederken konustururdu, o zaman bana anlam kazanirdi. iste o zaman derdim, vay be biblo degil bu sadece, bu biblo canli!

- bi kac ay once londra'ya gitmeden once şemsiyem yoga merkezde kalmisti. bi turlu alamadim. burcu bana semsiye aldi, cirlak mavi, cebimde tasiyabilecegim boyutta ve kilifli. bu semsiye kucuk olmasina ragmen unutulmaz bir semsiye. neden mi? mavi renk bagiriyor, ayrica kilifli bir semsiye nazli ve ilgi isteyen bir semsiyedir.

- berrin masaj denek (kendisi beyaz fare dedi) olarak geldiginde bir cam peynir tabagi hediye etti. uzerinde degirmen var, kuzular geziyor, parcali bulutlu bir hava var. "peynir nerden gelir bak" diyor bu tabak, "ben sana sadece peynir tabagi olarak degil baska seylerde de kullanilirim" diyor. ilk peynir tabagim olarak evime hosgeldin diyorum

- is arkadaslardan biri bi gun bana sorar, "kaplumbagamiz var, kizim bakamiyor, sen bakarmisin?" aa tabii dedim, iste hep beraber bakariz dedim. geldi minik sey. eren'le ismini iskender koyduk ve kalbimizi fetetti. karakteri tam bir maceraperest. iskender inatci ama bazen herseyi oldugu gibi kabul eden, guneslenirken kendini kaybeden ve sevgi hissi herkesle paylasma uzmani. oldugu gibi olan bir yaratik

- kucukken bana verilen cikolata seklindeki silgiler, onlarin karakteri ne olabilir ki allah aşkına diye bagiriyorsunuz degil mi?! cikolata hayranligi deli bir sey. ee kurbaga seklindeki anahtarlik taa amerika'dan geldi ona nasil bir yorum yapacagim? sevgi derim. kirsen (kamp'tan arkadasim) kurbaga'yi gormus, bastirdigin zaman dugumlenmis dili uzuyor. iste onu gormus ve ne kadar eglenceli ve espirili bir yaratik deyip bana gondermis

hepsi sevgi'nin ifadesi aslinda. ne hediye olursa olsun sevgi'den gelen her sey bir sevgi dolu karaktere sahiptir. size bugun bir hediye gelecek bence :P gozlerinizi acik tutun.

DAVET



HEPİNİZE MERHABA.....

tofucular.....
özledim

11.04.2007 çarşamba akşamı
elmalı pasta yemeye ne dersiniz....
selen sınavın var mı

bu arada
ben yazı yazmayı unutmuşum
herşey şiirle alakalıymış
bakın
birşeyi çok isterseniz oluyor
şiir yazıldı
fakat artık yazı yazmak istemiyorum...
bütün güzellikler bir arada olmuyor
neyse ki hala
yemek yapabiliyorum

sohbet ederiz
tai masajcıları dinleriz
şarap içeriz
elmalı pasta yeriz
hasret gideririz...

sizlerden haber bekliyorum..

berrin

2 Nisan 2007 Pazartesi

Bir fotograf cekinebilir miyiz?


Düğünümüze 2 hafta kalmıştı. Düğün öncesindeki o karmaşa ve stresli günlerimizden birinde Güçlü bana geldi, elinde iki bilet ile.... Ne bu biletler dedim. Konsere gidiyoruz dedi.. Düğün–ev hazırlığı-misafirler hepsi uçtu kafamdan...The Cure konserine gidiyorduk.. Çocukluk arkadaşım Özge, eşi, ben ve Güçlü... Özge ile gençlik çağımızda The Cure dinleyerek serpildik. Her yaşanana ve her hissedilene bir Cure şarkısı vardı her zaman.. Albümlerinin çikacağı tarihi bilir ve o tarihleri bayram gibi bekler, koşarak gider kasetlerini edinirdik. Özge de-ben de odalarımızı teenage çocukluk çağımızın verdiği heyecan ile The Cure posterleriyle süslemiştik. Grup 5 kişiden oluşurdu ve biz hep bu grubu 7 kişi diye bilirdik.. Diğer 2 elemanda bizdik..Yurtdisina giden herkesten Cure t-shirtleri ister ve bu t-shirtleri giyip- yeni Cure fanatiklerinin sempatilerini kazanarak tanışırdık. Bu sayede çok arkadaşımız olmuştu o dönemde.. Cure dinliyor olmak tanışmanın birçok prosedürünü atlamamıza nedendi..

Cure dinlemeye başladığımızda yaşımız 13-14 tü... Ve Sonunda İstanbul Parkormanda konser vereceklerdi. Yaşımız 30 olmuştu ama heyecanımız ve sevgimiz hep diriydi..Konser günü çok heyecanlıydık.. Bir sürü Cure hayranıyla bir arada bu özel günde orada olmanın heyecanını anlatamam.. Cure sahneye çıkana kadar birçok alt grubu sabırla dinledik.. O kadar sanşlıydık ki en önde yerimizi almış- sahneye 2 adım uzaktaydık. Yerimizi korumak adına hiçbirimiz hareket etmiyor ve sabırla bekliyorduk yağan yağmura ve soğuğa rağmen... The Cure’ün sahne alma zamanı geldiğinde bodyguardlar ön sıradaki herkesi yerinden çıkardı ve özel biletlileri sokmak için bilet kontrolüne başladi.. Ben ve Özge, arkamızda sevgililerimiz, koca bodyguardların arkasından dilenerek yalvariyorduk.. ”Ne olur–bu saate kadar burdaydık.. Lütfen abi”.... artık ağzımıza nasıl ricalar geliyorsa hepsini tükettik.. Fakat işlerini yaptıkları için, ne kadar anlayış gösterseler de yapacakları buydu..Robert Smith çoşkuyla sahneye çıktığında- normalde durduğumuz yerden çok uzaktaydık. Ve bodyguard abinin boyundan hiçbirşey göremiyordum.Tüm gençliğimi –bu adama hayran olup- şarkı sözlerini ezberleyerek geçirmiş ben, şimdi onu görmemem için engelleniyordum adeta... O kadar direnmemize ve hayallerimize rağmen- öyle moralimiz bozulmuştu ki sinirden ağlamaya başladık. Ama kimse insafa gelmedi.. Güçlü benim bu kadar üzülmemden olacak ki önümdeki kodaman bodyguarda “düğün hediyesi olarak beni bu konsere getirdiğinden bile bahsetti..” Ama nafile... Bodyguardlardan en kodamanı önümdeydi ve ben onun omuz hizasından görebildiğim kadar konserdeydim.. Sonra dua etmeye başladım...Arkamızdaki konseri en önden izlemeye istekli grubun da dayanmasıyla bodyguard engelini yıktık ve zorlu uğraşlar sonucu koşarak en öne varabildik..Tüm konser boyunca, gözümü Robert Smith’ten ayırmayarak –bir hayalin nasıl gerçek olduğunu düşünüp-duygulanıp çoşarak geçirdim o geceyi.. Robert bana çok yakındı- onca zaman onların şarkılarıyla yaşadığımız tüm anılar da...Gençlikten-olgunluk çağına geçişimizin kutlamasıydı adeta konser...Her dakikasını hafızama kazıyarak –harika zaman geçirdim..

Cumartesi gecesi ise, hayatımdaki başka bir fenomenin konserindeydim.. Mirkelam...Tam fanatik genç kız gibiyim...Konsere şans eseri girebildik. Güçlü yine beni mutlu etmek için elinden geleni yaptı.. Mirkelam ilk ünlü olmaya başladığında onu hiçbir zaman bir şarkıcı olarak değil, sanki yıllardır tanıdığım biri olarak görürdüm.. Her şarkısı- hayatımdaki birşeye denk gelirdi çünkü...Hep çok ciciydi ve ben hep onu çok severdim. Neyse, konser yerinde ayakta durulan kokteyl masalarından birine yerleştik.. Mirkelam içeri girerken masamızın yanından geçti- bana bakıp gülümseyerek selam verdi.. Biliyordum ki, ona olan onca sevgiye dayanarak ona iyi enerji yolluyordum ve onu aldığı için gülümsedi bana.. Konser harikaydı... Gecenin sonunda pistte iki adım uzağımızdaydı ve beraber dansediyorduk.. Konser yine harika geçti.. Ben gözümü kırpmadan onu izledim.. Konser bitiminde merdivenlerden kaçarken, fotoğraf çektirmek istiyorum dediğimde –durdu ve elini uzatıp -beni yanıbaşına çekip ellerimi avucuna aldı- kafasını kafama yaslayıp fotograf çektirdik ve bu bana yetmemişti.. Daha fazla görmek istiyordum onu.. Fotograf çektirdikten sonra- ona dönüp en cici halimle teşekkür etmiştim.O da güzel gözleriyle bana bakıp –çok içten ricasını etti.

Gecenin sonunda grubunda gitar çalan arkadaşımız Kaan yardımıyla, dinlendiği kulisine kadar çıktık.. Kulise çıktığımızda ona yine yakındım.. Elimizi sıktı, isimlerimizi öğrendi.. Bir sürü şeyden bahsettik.. Düğünümüzde şarkılarını çaldığımızdan- bu gece çok eğlendiğimizden...o kadar ciciydi ki anlatamam... Bu ay yine Ankara’da bir konseri olacağını söyledi, gelin mutlaka dedi eli omzumda... Bir kaç kez yine “ fotograf cekinebildik” beraber.. Hiç beni hayal kırıklığına uğratmadı.. Hep bildiğim gibi mütevazi ve yıllardır tanıdığım adam gibiydi.. Tüm bunlar yaşanırken,ben ise bize gelsin.. bizde kalsın...beraber dvd izleyelim... bizim arkadaşımız olsun...ona şarkılarında yardım edeyim falan demek istiyordum o anda içimden..

Gece bitti... ben biraz buruk ama çokça mutluydum...
Unutulmaz bir geceydi...unutamiyorum hala..
Fanatik olmak böyle birşey sanırım... Şimdi hayatımda Mirkelamdan önce ve Mirkelamdan sonra olur mu bilemiyorum..

Düşünün ki, Sting karşınızda.. Elini omzunuza atmış, bir nefes uzakta size..
Bono elinizi tutup –gözlerinizin içine bakıyor ya da ...

Öyle birşey işte...

Gülüyor musunuz bu yazıyı okurken- masum tebessüm mü ediyorsunuz bilmiyorum ama ben üstesinden gelemediğim duygularla başediyorum şu anda...
Mirkelam’ın yeni konserine sadece 19 gün kaldı..