8 Mart 2007 Perşembe

kadın olmanın tarifini yapıyorum


bu sosyal içerikli bir yazı değildir...
öylesine yazıldı

kadının
yüzünde gülümseme olmalı
gülümsediği zaman akıllara
güneş gelmeli
hava bulutlu olsada

büyümeli
ama ruhu çocuk kalmalı
yaramaz olmalı
yaramazlık sevmeli
merak edip - kural tanımamalı ( çoğu zaman)

kalp denilen organın
sevmek için var olduğunu bilmeli
sevmek kıymetlidir
o zaman sevdiklerim de kıymetlidir demeli
inanarak
ağlamalı - özlemeli - sıkıca sarılabilmeli

zaten yapacaksa keyfini çıkarmalı
bazı şeylerin
kutsal bir töreni icra eder gibi
yemek pişirmeli - çay hazırlamalı
misafir ağırlamalı ve gülümsemeli

komik ve neşeli olmalı
havalara girmemeli
ironi sevmeli - fark etmeli
zeka önemli - bazı şeyler doğuştan
ilahidir
kıymetini bilmeli

gerçekten istiyorsa
pes etmemeli - sabretmeli
bakın bana
benim için kimse şiir yazmıyor
asla pes etmiyorum
hala şiir istiyorum

müzikleri ayırt edebilmeli
yanlızca güzel kızlar güzel müzikler dinler
gibi bir inanca sahip olmalı
ruhunu beslemeli ki
sakin ve huzurlu olsun

kadın dediğin
kendini sevmeli - önemsemeli
böyle işte

KADINLAR BİRLİĞİ


Bugün dünya kadınlar günü ya.. Belki ondan bu yazıyı yazdığımı düşüneceksiniz.. Ben kadınların eşitliğini ya da üstünlüğünü hiç savunmuyorum.. Onlar varlar.. Onlar içlerindeki tüm güzellikleri ile hayatımızdalar... Bugün güzel bir gün.. Bugün kadınlar günü olabilir ama yarında bizim günümüz..Sonraki günler de..


Bizler çok şanslı kadınlarız belki de.. Çok zor şartlarda ve sırf kadın olduğu için daha da zor koşullarda yaşayan-yaşatılmayan kadınlar için adledilmiş bir gün olabilir bugün.. Buna asla duyarsız kalamam.. Ama buna “kadın” olduğu için değil, önce konu insan olduğu için duyarsız kalamıyorum.. O yüzden kadınlar günü denen şeyi sevmiyorum.. Bu günün özellikle vurgulanmasının Kadın’a bir yarar değil, insan olarak ayrımcılığa neden olduğunu düşünüyorum... Kadın hakkı diye bir şey yoktur, insan hakkı vardır.. Ve biz bu hakları ikiye böldükçe ayrımcılık artar.. Yine de, Tofucanlar Dünya Kadınlar gününüz kutlu olsun diyorum..
-

KADINLAR BİRLİĞİ

"İki kadının rahatlıkla birbirlerinin omuzlarında ağlayabildiğini, ama iki erkeğin asla bunu yapamadığını" ilk kez bir erkek gözüyle Güçlü’den duydum.. Hiç farkına varamamıştım o zamana kadar. Oysa ben erkek dünyasında her kadının ne kadar zorluk çektiğine dair söylenir dururdum.. Ama olayın bir de bambaşka bir yanı varmış.. Kadınlar Birliği..

Kadınlar girdiği her ortamı farklılaştırdığını–sırf erkeklerin olduğu bir ortama erkek olarak girmediğimden anlamamışım.. Onu nasıl öğrendiğimi hiç sormayın.

Kadınların aslında potansiyellerinin çok üstüne çıkabileceğini ve gerçek anlamda beceri sahibi olduğunu –denemeden öğrenmemişim.. İşe gitmek, erkek dünyasında var olmaya çalışmak, para kazanmak, çekip çevirmek,düzen kurmak, sevgi ve anlayış dağıtmak, estetik katmak-yaratmak, doğurmak, büyütmek, büyümek, üretmek,.. ve tüm bunlara rağmen bir de bakımlı kalabilmek...

Bir annenin ne kutsal olduğunu – doğumuna şurada 10 gün kalan en yakın arkadaşımın gelecek bebeği için kurduğumuz hayallerin ardından , annelerimize daha çok hak vermeye başladığımızda anladım. Gözlerimiz doldu tüm o yılları düşündükçe... Gözlerim doldu, 20 yıllık arkadaşımın yaklaşan doğumunu düşününce sonra... Annelerimiz bizi, hatasıyla, sevabıyla ama tüm sevgileri ve özverileriyle pamuklara sarıp sarmaladığı ve bu yaşa getirdiklerinde anca anlayabildik belki de biz bunu.. 10 gün sonra bebeğini seveceğim, 11 yaşında beraber okul sırası paylaştığım arkadaşımdı şimdi anne olan..

Bir yemeğin bir tarifi olup, o tarifi ancak Annen yapınca gerçekten lezzetli olduğunu öğrendim mesela ben.. Yıllarca, bıkmadan, usanmadan her sabah ve her akşam içine sevgi katmış o yemeklerin.. Ben hiç farkına varmamışım.. Kendi evime geldiğimde yemek olmadığını görünce anladım bunu.. Onun tarifine göre pilav yaptığım halde onunki gibi olmadığını ve bana söylemediği başka bir sırrı olduğunu sorup duruyorum hep,.. kahkahalarla gülüyor bana... Niye ki?

Kendimi sıkıntının ve karmaşanın ortasında hissettiğimde, bana ayna tutan ve yol gösterici arkadaşlarım olduğunu gördüm sonra.. Bunların hepsi harika kadınlardı..Ve biliyordum ki, yürekleriyle konuştular hep.. Erkek dünyasındaki giyindiğin savunma mekanizmasını üstünden çıkartabilirdin onlarla.. Çünkü onlar kadındı ve aynı dili konuşurlardı..

İş dünyası var sonra... Zor olan.. Ama kadın olduğum için bunu avantaja çevirmeyi öğrendim yeni yeni... Şimdiye kadar kimseyle bilek güreşine girişmedim, ama dakika da 1000 kelime sarfettiğim görüldü.. Sistemi bozdum işte..Güreşe tutulacak bir bilek gücüm olmadığı için, kelimelerin gücünü kullandım.. Kıvırmadan, kıvırtmadan “adam” gibi konuşarak.. Erkek dünyasında iyi “ işadamı” olmak için iyi konuşmak gerekiyordu...Güç, sözcüklerdeydi. Şimdi “iş kadını” oldu o kelime bu dünyada ki diğer gücün yarısı...

Bir kadının, çok zor şeylerin üstesinden gelebildiğini şimdi şimdi görebiliyorum daha.. Babam yurtdışında okurken, ablam ve bana tek başına bakan annemin ne kadar güçlü olabildiğini.. Şimdi anlayabiliyorum, ayakta kaldığım saatler boyunca günü kaç parçaya böldüğümde ancak... ve daha henüz annemin yaşında ve iki çocuğum yokken bunu deme cesaretini gösteriyorum affınıza sığınarak...

Başka kadınlar da var hayatımda.. Mesela kendi annemden ayırt etmediğim, yeni Annem..İnci Annem.. Bana gelini ya da kızı olduğu için değil, kendinden biri olduğu için hep özel davrandı..Gözlerindeki samimiyetinde hep bunu gördüm.... Bende onda hep o güçlü kadını.. Gücü sevgisinden gelen...

Bana yardıma gelen ve evimizi temizleyen Türkan abla var sonra..Geldiği her sabah kahvaltı yapıyoruz beraber... Her seferinde “çok konuştuk hadi iş zamanı” diyip kalkıyor masadan.. İki kadın; yaşı, yaşamı, hayatı ne kadar farklı olsa da buluyor konuşacak, birbirinden öğrenecek bir şey işte.. Kahvaltıdan kalkıp, ben işe gitmek için hazırlanmaya başlarken , Türkan abla Kral tv’i açıyor, koltukları kaldırırken çığırarak İbrahim Tatlıses’ten bir türkü söylemeye başlıyor sonra..

Daha sonra Annemin arkadaşları var... Teyzeler... Evlendim ya.. Günlerine beni de çağırıyorlar:) Komik olan ben onlara hala teyze derken, artık benimle benimde bildiğim dilden konuşuyor olmaları.. Düşünüyorum da , çok yakın zaman öncesinde bizim evde yapılan teyzeler gününde - "merhaba nasılsınız (yalancı tebessüm)–ben de iyiyim haha (Yalancı kahkaha) – çok teşekkürler" dememek için merdiven arasından odama kaçan ben –şimdi bu teyzelerin arasında onları dinliyor, üstüne keyif alıyor onlarla kahkahalar atıyorum.. Geçen gün yolda gördüğüm birine “ bize de beklerim ” dediğim de oldu.. Bekliyorum da gerçekten...

Sonra Tofu kadınları var hayatımda .. Bunlar hepsi birbirinden güzeller.. Hepsi yeniden keşfedilecek bir gezegen gibi benim için.. Onlarda, bir yandan kendi hayatlarında varlıklarını sürdürmeye çalışırken, Tofu ile hayatı benimle-bizimle paylaşarak, üretiyor, yazıyor, katılımcı oluyorlar.. Hayata katıyor, katlıyor, çoğaltıyor, üretiyor ve büyüyorlar.. Kadınlar birliği buna deniyor sanırım.. Hepimiz hayatlarına devam ederken, burada birşeyler yazmak –paylaşmak için hevesli olmasında yatıyor bu birliğin gerçek sırrı.. Buna Kadın birliği deniyor..
-
Hayatımda ki tüm kadınları çok seviyorum.. Sanmayın ki erkekler için bu kadar yazmam.. Babalar günü gibi bir günde Tofu'yu kapatabilirim oysa.. Güçlü'yü anlatsam yer kalmaz... Onları da çok seviyorum. Çünkü bana sevmeyi bir kadın ögretti..

Biz kadınlar...Varız işte.... Biz tofudayız.. biz hayatın içindeyiz.... katıyor, katlanıyor, çoğaltıyoruz....

İki kadın birbirinin omzuna dayanıp, çok güçlü olabilir ...
10 kadın ise kocaman bir sevgi çemberi kurup, bir Tofu yaratabilir..
İşte böyle...

Kadınlar günümüz pek kutlu olsun ...

5 Mart 2007 Pazartesi

istanbul maceraları


istanbulda yasam "hızlı" dedigimiz zaman bundan ne anlamis oluyoruz? mesafeler uzun, migros'a gitmek bile bir paket zaman gerektiren aktivite, deniz kenarinda yasayan 11 milyon kisi hepsi sokaklara dokulmus gibi... omuzlarim agridi ya, bir sure sonra vucuduma dokunmadan yurumek delilikti ve "yol veren yoksa ben de yol vermem" duygusuna kapildim. bu duygudan hoslanmadim. bu duyguda rekabet, huzursuzluk ve inatcilik var ki bu istanbul'da yasamak isteyen icin gerekiyor. bu duygudan burcuyla uzak kalmişiz.

ders cikisi bagdat'tan kadikoy iskelesine binme karari aldik. plan besiktas'a inip taksim'e gitmek. cumartesi oldugu icin kadikoy dolmuslar dolu dolu geciyor. sira varmis- biz nerden bilelim-yasli teyzelerden firca yedik. ben de "biz yabanciyiz da..." ve gulumsedim. isimize yaramadi. kafamizda cizdigimiz yasli sevimli teyze karakteri artik yok olmus, belki hic yoktu. 45 dakika degisik noktalarda bekleyip sevimsiz teyze dolmus duragina geldik. 2 tane ogrenci bezmis tiplere öne eglip sordum "dolmus bu saatte hic bos gelir mi?" cevabi pek anlayamadim. burcu'ya dondum "ben artik konusmayim" dedim. burcu gulmeye basladi. cocuklardan biri arkaya egilip sordu ve anladigim bu "vırıvırvırı taksi dolm..vırıvırı..." öne egildim ve sordum "taksi dolmus mu dusunuyorsunuz?" onaylamak filan yok, elini kaldirdi taksi durdu bindik. onlar bi yerde yolda indiler, biz ikimiz iskeleye dogru yuruduk.

besiktas iskelesi o kadar kalabalikti ki turnikeleri gecemeyecek hale geldi. arkamdaki kadinin cantasi belime giriyordu. burcuyla kolkola girip sonsuza kadar ona tutunacagima icimde soz verdim. yorulmustum. yolculuk, ders, dolmus beklemek, iskeledeki binlerce insan vucudu bana fazla gelmisti. bir gun bile bitmeden fazla ve hizli yasamistim. dolunay yeni doguyordu. buyuklugu gunes gibiydi. suyun rengi pastel mavi. her taraf siyah beyaz, megersem besiktas maci varmis. burcu bana besiktas hakkinda bilgi verdi- ben turist o tur operatoru olmustu. deniz havasi beni kendime getirdi biraz, huzuruma hafifce kavusmusmuydum?

indik, taksim dolmuslara dogru ilerliyoruz. yine binlerce insan yolu suru halinde geciyor. ikimizde ceple konusuyoruz, ben kapatiyorum kendime "yolu izle" diyorum. gecerken arkami bisey durtuyor. dondum arkama baktim, yesil otobusun farlarini gordum!!! bir otobus bizi durtuyor! şofor burcu'ya "ne telefonda konusuyorsun yuruuuu" seklinde isaretler ediyor, halbuki biz o yuruyen surunun en kosesindeyiz ve herkesi takip ediyoruz. sucumuz nedir? o an "durtmesi aslinda kendine gel durtusu" dedim kendime. şoktayiz. sinir krizi gecirmemek icin gulmeye basliyoruz. taksim dolmus sirasina girip siyah beyazlilari izlemeye basliyoruz. onumuzde bir cift biriyle tartismaya basliyor ve bininceye kadar tartisiyorlar. nedenini su anda da bilmiyorum. aurami isikla dolduruyorum.

yasasiiiiin taksimdeyiz! stadyumun onunden gecerken icim kipir kipir oldu. bir gun dunya kupasi maclarini dolu bir stad'ta izleyecegim. nasil oluyor da yollardaki kalabaliga tahammulum yok ama sevdigim muzik grubun stad konserlerine gitmekten hoslaniyorum? nasil oluyorda bir gun dunya kupasi'na gitme hayallerini gerceklestirmek istiyorum? neyse o sorulari baska bir zaman cozerim diyorum. hosgeldik taksim'eeee.

burcu bana bildigi restoranlari, kafeleri, dukkanlari anlatiyor. ben nereye bakacagimi şaşiriyorum. taksim'e kac kez geldim ama bir tuhafim. "o pasaj'da guzel seyler var" dedi, biz istiklal caddesini gecme eyleminde bulunduk. burcu beni bi cekti arkaya, agzimdan bi "aahhh" cikti. tramvay 5 metre kala bizi ezecekmis, ve bizim daha yeni haberimiz oldu. pasaj'a attik kendimizi, beynim cantalara bakip uyuşsun, neler oluyor dusunmeyim su anda, yasiyorsun yaşa işte dusunceler akiyor. gozleme ve cay icip azicik toparlama firsati bulduk. ucuzluk pazarina girdik. telefon caldi, mac bitmis, semih arkadasimiz tatli yemek icin taksim'e inecekmis. kadayif istedim, semih geldi, garsonla mac konusuldu, garson galatasarayliymis semih besiktasli tokalastilar, hoscakalin denildi. istiklal caddesi deli kalabalik. her tarafta polis vardi ama o gec vakitte polis yok. semih'in ustunde siyah beyaz kazak vardi, ortamizda yuruyordu. biri geldi "onune kapa abi onunu kapa" dedi kacti. o anda sordum "stadta kavga filan olmadi diimi?"

birden onumuz sari kirmizililarla doldu. semih'ye saldiri, ben "yapmayin!!" diye bagirmisim, ucan tekmeler, kufurler, "bayan var bayan var durun" diyen oldu, burcu beni geriye cekti (burcu beni surekli arkaya dogru cekti butun gun :)) semih kavgadan ayrılmıştı, benim kupem atkima takilmisti, burcu beni tutuyordu, üçümüz hizli hizli yuruyorduk. hepimiz sarsılmıştık. burcu metro'ya indi, ben bostanci dolmuşa. semih ataşehir'e yola çıktı.

eren'in annesine gunumu anlatim, kafami dinlendirmek icin ona ogrendigimiz thai masaji biraz uyguladim ve saatler boyunca "grey's anatomy"in 7 bolumunu birlikte seyrettik. ay tutulmasi bitmisti, ben izlemeye unutmustum, neyse tutulmadan once firsat buldukca seyretmistim. insanlarin ofke patlamalarinin nedeni aymiydi?

ertesi gunku ders rahatlaticiydi. belimiz, bacaklarimiz, avuclarimiz gevsemisti. cakralarimiz aktive olmustu, birikintileri atiyorduk. cok hizli ve macerali yasamistik. istanbul'da yasamak boyle bisey demek.