5 Aralık 2007 Çarşamba

Radikal taksici


Onunla tanışmam bir perşembe günü sabah altıbuçuk. Sahip olduğu imgelerden nasıl biri olduğu tahmin edilebiliyor, bakışlarından o da beni beğenmedi belli. Birbirimize göre yaratılmamışız,

ben elma yarısıysam, o kesinlikle portakal yarısı aynı familyadan dahi değiliz.Bana göre hava hoş; istediğim zaten uzun süreli bir ilişki değil, sadece evden havaalanına ulaşmak, en fazla kırk-elli dakika, duygusal beklentim yok.

Kalbim hızla çarpmadan, yüreğim pır pır etmeden'' günaydın ''dedim, beklentim onunda günaydın demesi, ama o kendi dilinde ''homur''dedi.Homur ne demek diye sormak istedim ama ilişkimizin başında bunlar aramıza girmesin istedim, olaysız sürsün kısa birlikteliğimiz. Kavuşamamış aşıkların şarkılarını dinledik, o bir sigara yaktı; ben tıkandım, benim uykum geldi mahmurlandım.

Aynı dili konuşmasakta bunu ona sormalıydım''birinci köprüden mi geçsek?'' Cevap verdi'' homur, homur, homur'' birinci köprü yoluna sapınca anladım ; üç homur, bir evete denk. Biz kısa birlikteliğimizin ortasına gelmiştik. Ben tekrar konuşma ihtiyacı hissettim''uçağa yetişirmiyim acaba?'' O cevap verdi ''homur, homur''Üç homur evetse, iki homur hayır olabilir, eyvah!!! Acaba iki homur ''belki ''olabilir mi?

Kısa yolculuğumuzun sonunda, o benimle göz göze gelmemeye çalışarak valizimi verdi.Aslında anlamaya çalışsa, kendine güvenmiyorsa da, bana güvenebilirdi. Onunla bu dünyada Adem ve Havva'nın yanlızlığını paylaşsak dahi, aramızdaki ilişki taksici ve müşterisi noktasından, bir elma ağacı boyundan uzun olmaz.

Birbirimize bu kadar uzakken, bakış açılarımızın dereceleri bu kadar farklıyken nasıl yürütürüz biz bu vatandaş ilişkimizi.



Beto

6 yorum:

berrin açılmış dedi ki...

sabah sabah belki uykuludur...aslında sabahları sende biraz homursundur:))

Nilambara dedi ki...

Betülcüğüm, bakış açıları dereceleri o kadar geniş bir yelpazeye dağılmış halde ki sanırım sokaklara daha fazla karışmalı, biraz da dolmuş-otobüs denemeli, yoksa hep vatandaş dışı kalmak durumu olabilir ;))
buarada laf aramızda, sabahları ben de biraz homurumdur :))

Brajeshwari / Burcu dedi ki...

Sabahlari bende biraz homurdanirim.. buna "Garfield sendromu" diyorum ben..Ben aksine taksicileri severim..Çok sıkta binerim taksiye..Onlar şehrimizin-yada-ülkemizin gerçek profilleri.. Arkadasimizi kendimiz seçiyoruz,eşimizi kendimiz seçiyoruz,yiyecegimiz yemegi,alişveris yerini... ama hiç karşılaşmadigimiz bir prototip görünce şaşiriyoruz.Bende şaşiriyorum bazen ..Ama anlamaya çalışıyorum onları,yaşamlarını.. Aslında farkli gibi görünsekte ayni oluşlarımızı..Sohbet ediyorum ne olursa- kaç yaşında olursa olsun..

Vatandaş ilişkisi de böyle yürüyor sanirim.Herkes birbirini kabul ederek o veya bu şekilde...

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Bir taksicinin homurdanmaya hakki olabilir elbet.. Hele Istanbul trafiginde. Ben ozellikle gece taksicilerine biraz uzulerek bakarim. Zor ve tehlikeli bir istir yaptiklari.. Ne muzik secerlerse dinlerim, memleketle ilgili yorumlarini hep onaylarim, ama arabada bir sigara yakarsa iste ben orada bak oyle homurdanilmaz, boyle homurdanilir derim..

Fatih Mika dedi ki...

Bundan birkac yil once, Ihlamur yokusunun oralarda bir yere gitmek icin Sirkeci'den bir taksi cevirdim. Tam o ara sokaklardaki dik yokuslardan birini cikarken, onumdeki torpido gozunde ki gazetelerin arasindan ayaklarimin altina bir tabanca dusmez mi. Deli olacaktim. Homurdanmak ne kelime.

Eger kaza ile polis taksiyi cevirse! Ayikla pirincin tasini. Aslinda trafigin kendisi de oyle. Normal olarak hicbir yerde karsilasip konusmayacaginiz insanlarla muhatap olmak zorunda kaliyorsunuz.

indrani dedi ki...

bol şanslar hepinize. hangi sehirde olursaniz olun her yerde insan homurhomur mirmir miymiy degismiyor. ama super hikayeler olusuyor bak!