4 Aralık 2007 Salı

LIVE SLOW...


Yarin biraz daha erken gelir misin? diyorum Doina’ya.. Geliyor.. Coktan giyinmisim, gunun ilk kahvesini icmisim, Federico’yu opup cikiyorum.. Hava neredeyse karanlik ve kuzey sehirleri icin bile soguk sayilacak kadar soguk.. Henuz sokak lambalari sonmemis ve alacakaranlikta en kucuk sokaklara bile asilmis Natale (Christmas) susleri isildiyor hala..

En sevdigim yoldan gidecegim bugun ise. En uzun olan ama benim en sevdigim yol. Vaktim oldugunda yaptigim gibi, bu yolun bence en ozel kosesinde durup, tek kisilik termos-fincanimdan kahvemi yudumlayacagim, Bugun guzel bir gun olacak diyecegim kendi kendime.. Bu yol kisa bir sure sonra, sehrin gobegini havaalanina baglayan bir viaduge donusecek ve cok ama cok yazik olacak..

Hava cok soguk.. Kuzey sehirleri icin bile soguk denecek kadar soguk.
Kirmizi is cantamin icinde, ates kadar yakici bir mektup var. “......kontratimin kosullari beklentilerime uymadigindan, iyilestirme yoluna gidilmemesi halinde.....” Gri pantolonumun ustundeki kemerim, rujum ve is cantam kirmizi.. Ama asil cantamdaki mektup, Oscar Wild’in oykusundeki bulbulun kalbini dikene batirarak yarattigi kirmizi gul gibi, kipkirmizi.. Kizgin, kirgin ve dikbasli bir mektup.. Hastaneye gelir gelmez kisaca “villa” diye andigimiz yonetim binasina mektubu birakiyorum. Bugun yilin son yonetim kurulu toplantisi var..

Bolumde parti var. Natale’yi kutluyoruz. Hediyeler aliniyor, hediyeler veriliyor,

Ikinci kadeh sampanyalar yuzlerimizi hafiften isitmaya basliyor. Hocam, kucuk bir paket uzatiyor. İcinden beyaz altindan, incecik, M harfi seklinde bir kolye cikiyor. Cok guzel bu, diyorum, cok guzel.. Gercekten cok guzel. “Ustunde boyle akilli bir bas tasiyan boynun icin” yazmis kucuk bir karta..
Aglamaya basliyorum.. Kossam, mektubumu geri mi alsam? Yapamam.. Hoca duyunca ne olacak? Bilmiyorum.. Parti devam ediyor..


Aksam uzeri “kisiye ozel” bir zarf geliyor. Ustunde protokol numarasi var.. “31 aralik tarihinden gecerli olmak kaydiyla......, muhurunuzu, recetelerinizi teslim ederek........”

Gece hocayi ariyorum. İnanmiyorum diyor. İnanmiyorum... Nasil yaparsin? Onlara degil ama bana nasil yaparsin? Ne istiyorsun diye bile sormadilar diyorum. Demek ki onlar icin degerim iste bu kadar... Yavas yavas kitaplarimi topluyorum, cekmeceleri, dolabimi bosaltiyorum. Son gunun son dakikasina kadar herzamanki gibi calisiyorum, onluklerimi camasirhaneye teslim edip, kimseyle vedalasmadan cikiyorum. Kimsenin hicbirseyden haberi yok.. Antonio cok kizgin, delirmis gibi, hatta delirmis ama beni delilikle sucluyor. İs bulamayinca anlayacaksin dunyayi diyor. Anlarim diyorum, sen karisma, ben kendi basima anlarim.. Yuregim kipkirmizi...

Artik sabahlari Federico’yu ben birakiyorum okula. İse kosmasi gerekmiyen annelerle kruvasan yiyip, kahve iciyoruz. Dunya sorunlarini elege koyup, eliyoruz. Modadan, kilolardan, kitaplardan filan konusuyoruz. İclerinde cok hoslandiklarim var.. Akilli, dusunen , keyifli kadinlar. Kus beyinliler de bizimle geliyorlar, onlar da kahve icip, kruvasan yiyorlar. Icimdeki ses, herkesin sevilecek bir yani vardir diyor. Herkes nasil oluyor da, sen getiriyorsun oglunu, dadiya ne oldu diye soruyor. Yoruldum biraz, izin aldim diyorum. Annemlere, Gulcin’e, herkese.. Antonio hala cok kizgin, annesi telefonda agliyor... Koltuklarin yerlerini degistiriyorum evde..
Bolumden ariyorlar.. Hocanin yonetime bir mektup yazip, poliklinik aktivitesini kaldirmalarini istedigi haberi geliyor. Hakikaten agzim acik kaliyor. Telefon ediyorum. “Bana seni kaybettirmeyeceklerdi ” diyor.

Ay sonuna dogru, basvurdugumu bile unuttugum super ihtisas programina kabul edildigim haberi geliyor. Boylece universitede yeni bir macera basliyor. Eski isyerinden kimseden haber almiyorum, hocayla birkez oglen yemegi yiyorum. Yorgun gozukuyor. Hic “olmamis gibi” yapiyoruz.. Hepsi buymus diyorum.. Hic olmamis gibi..

Ihtisas programinin ilk gunu, tam da dersin ortasinda telefonum caliyor. Disari cikiyorum. İnanilmaz yagmur yagiyor.. Arayan hocam.. “Mehtap, benimle calismaya doner misin ? diyor”. Cevabim herzamanki gibi beynimle yuregim arasinda kalmis.. “Basim onume egik donmeyeceksem, donerim” diyorum. Yarin sabah iste ol, bolume gitme hemen, kafetaryada beni bekle, beraber kahve icelim diyor.. “Herzamanki gibi” diyorum.. Herzamanki gibi diyor.

Cok kotu bir gece geciriyorum.. Gururum kirilmasin istiyorum..Asla geri adim atamayan bir insan oldugumu biliyor, bazen sirf bu nedenle kaybediyor, ama bu konuda, enazindan simdilik kendimi degistirmek istemiyorum.

Sabah, kafeteryada bana bir mektup uzatiyor. “Hastanemizde calistiginiz sure icinde, gosterdiginiz performans goze alinarak, kontratiniz.............”. Hocam, saka mi bu diyorum.? Hayir, sana cok kizginlar ama aptal degiller diyor.. Daha azina donmeyecegini soyledim.. Inanamiyorum..

Aksam hoca bize yemege geliyor. Kapida yeni aldigim paspasin onunde duruyor. Paspasin ustunde bir salyangoz var ve “LIVE SLOW” yaziyor. “Hem boyle paspaslar aliyorsun, hem de boyle ani frenler yapmaya utanmiyorsun” diyor..
Bugun erkenden evden ise dogru yola cikip, en sevdigim yolun, en sevdigim kosesinde durup, kahvemi yudumlarken dusunuyorum. Benim yasamimda parcalar yok.. Oglum, isim, evim, ailem, hobilerim birbirlerinden ayri degiller.. Benim yasamim bir ebru gibi.. Soyle bir dokunuyorum kirmizilar one cikiyor, elimi ceviriyorum yesiller, morlar, pembeler..

Bugun ise gitmek istemiyorum..

Biraz karisik bir durum aslinda.. Masami duzeltecegim.. Ayni yere hem ogretmeye, hem ogrenmeye gidiyorum.. O yuzden masamin ustu hep cok karisik.. Ay sonunda sinavim var. Federico, anne benim kalemlerimi alma diyor.. Gidip biraz kalem silgi filan almam lazim..

Sevdigim isi yapmak icin cok caba gosterdim ben.. Ayni cabayi, yaptigim her isi sevmek icin de gosteriyorum.. Bazen ani frenler her iki tarafa da birseyler ogretiyor galiba..

Bu kez, sadece ogrenmekle kalmiyorum, cesaretimin sinirlarini da zorluyorum ve benim yuregimde kipkirmizi izler kaliyor.. Kimbilir belki birgun, gerektiginde geri adim atmayi, belki "live slow" felsefesini de ogrenirim.. Kimbilir..

Mehtap Pasin Gualano
Roma, 3/XII/2007

*Bu yaziyi gecen yil, Nilambara’nin evimi ozledim yazisi uzerine yazmistim.

7 yorum:

berrin açılmış dedi ki...

çok etkileyici
hissettiklerini o kadar güzel yazıya dökebiliyorsunki

Fatih Mika dedi ki...

Sevgili Mehtap,

"live slow" felsefesini ogrenmek (yada yasaminda uygulamak) icin o pas pasi ayaklarinin altindan kaldir, duvara asiver.

beto dedi ki...

Sevgili Mehtap hayatına
''ebru gibi'' demen güzel olmuş.Bazı insanlar hayatlarının parçalarını birleştirmek istemiyor.Parça parça
yaşanan hayat çok istenmeyen.
Live slow felsefesini uygulayanların frenleri daha ani olmuyor mu sence?

Betül

Brajeshwari / Burcu dedi ki...

Guzel bir yaziydi.
o kadar hizli yuruyoruz ki ,bazen ruhlarimiz geride kaliyor...Durup bazi seyleri daha iyi ozumsemeye ihtiyacimiz oluyor.Bu duruş sadece bizim için..Karşı taraf için değil..

yazini çok beğendim Mehtap..Akici ve sürükleyici buldum.Ama en çok araba yolculuğunu içtiğin kahveyi özendim.Seninle o arabada yolculuk edip, pencereden gördüğüm manzaralara bakmak isterdim.Bir de sıcak kahve kokusu...Ama arabayi sen süreceksin tamam mi? :P

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

sevgili Berrin, sen de benim hissettiklerimi cok guzel yaziya dokuyorsun. bazen altina imzami atmak geliyor icimden yazdiklarina.. (yazilarini ozledim)

Sevgili Fatih, sen de Burcu'nun nefesle ilgili yazisina yaptigin yorumda, hic de "live slow"culardan olmadigini belli etmistin bize. ise yarar mi diyorsun paspasi duvara asmak? hani 40 yillik Kani hikayesi...

Betul'cugum, benim butunumun parcalari icice ve birbirlerine donusebiliyorlar bazen..Onun icin bosluklar yok, renkler var..

Sevgili Burcu, Turkiye'de pazar sabahlari benim yasadigim apartman kizarmis ekmek ve sucuk kokardi. Benim hafta sonunda encok ozledigim seylerden biridir o kahvalti kokulari.. Italya'da sabahlar hep mis gibi kahve kokar.. Birgun Roma'ya geldiginde seni ficolarin oldugu bara goturup, bogutlenli cay ikram edecegim, sonra da kahve iceriz. Sen de bana Ankara'daki sokak simitcilerinin citir citir simitlerini yazsana birgun.. hani isyerine gelirsin, fincanina mis gibi yeni demlenmis cay alirsin, simidini bolup yarisini oda arkadasina verirsin, masanin ustune susamlar dokulur ya.. iste ondan..

Nilambara dedi ki...

Sevgili Mehtap, bazen ani frenler yeni ve daha güzel kalkışlar için gerekli... ve ne hoş ki senin için de bu fren çok daha olumlu gelişmelere sebep olmuş. Antonio ve annesi de eminim sonradan çok mutlu olmuşlardır :)
Hiç fren kullanmadan aralıksız gidişler çok şeyi kaçırmamıza neden olabiliyor, arasıra frene basmak lazım ve hatta böyle sert frenlere de... hani bir söz vardır ya "bir musibet bin nasihatten iyidir" diye... pekçok sözle ifade edilemeyen, edilse de anlaşılmak istenmeyenler bu tip sert frenlerle dikkat çekiyor ve kabul edilebilirliğini de güçlendiriyor... önemli olan, frene sert basmak için doğru olan noktayı kaçırmamak... doğru zamanlama ve doğru noktayı yakalamış olman harika ve dolayısıyla tabii sonuçta harika :))

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Cok haklisin.. Benim hocam, viraja girmeden frene bas der hep.. uzunca bir sure 3. vitesi asmadan araba kullanacagima, hatta fatih'ten eski bir bisiklet odunc alacagima emin olabilirsin.. (tabii frenleri tutmak sartiyla)