17 Ekim 2007 Çarşamba

Hayat kaçıyor...

Belki hoşlanmıyorsunuz, belki gereksiz buluyorsunuz ama son bir kez daha, bir aşkımı daha paylaşmak istiyorum sizlerle. Sevdiğim bir filmi, sevdiğim bir yazarı, sevdiğim bir müziği, müzisyeni paylaşmak hoşuma gidiyor; sizlerin sevdiklerinizi de paylaşmanın hoşuma gittiği gibi...

Sufi müziğin bu büyük ustasını okul yıllarımdan beri takip ediyor, severek dinliyorum. O yıllarda bir müzik festivalinde, İspanyol bir grup ile birlikte verdikleri “tasavvuftan flamenkoya” konulu konseri ise hala gözümün önünden geçmekte hala sufi müzikten flamenko müziğine ve tekrar sufi müziğe geçişteki ustalık ve içiçe geçişin ruhani, yüceltici etkileri zihnimde... ve hala o albüm sürekli dinlediğim albümler arasında baş köşelerde...

Dünyaca ünlü neyzen Ahmet Kutsi Ergüner’in sadece müziği, sayısız albümü ya da dünyaca ünlü sayısız yerli ve yabancı sanatçı (Sting, Peter Gabriel, Fazıl Say....) ile dünya genelinde verdiği 1000 in üzerindeki konserlerinden daha fazla beni etkileyen, hayat görüşü... Doğu ve batının birbirinden ayrı değil içiçe olduğunu her konserinde her söyleminde ortaya koyuşundaki inceliği... Doğunun batıya batının ise doğuya olan özlemine karşı duyduğu hayreti “benim için doğu ve batı güneşin doğduğu ve battığı yer, dünyanın neresinde olursanız olun güneş doğudan doğar ve batıdan batar ve bulunduğunuz yer aslında hem doğudur hem de batıdır, birbirinden uzak-ayrı değildir.” İtalyan lisesi mezunu olan, sufizm kültürü ile yetişen ve 37 yıldır Paris’te yaşayan Ahmet Kutsi Ergüner’in yaşam hikayesinin özü, bence bu sözleri.

Ney üstadı bir ailenin ferdi. Dedesi Süleyman Ergüner, babası Ulvi Ergüner, kardeşi Süleyman Ergüner... ve hepsi neyzen... ney üfleme tavırları tekke usülü olan neyzenler...

1970 yılında ilk kez Paris’e gider, babası ve dönemin önemli sufi müzisyenleri ile Türkiye dışındaki ilk mevlevi ayini gösterisine müzikleri ile eşlik ederler. Bir müddet sonra ise Stockholm’den İstanbul’a bir konser dönüşünde Paris’te mola verir. Halen devam etmekte olan 37 yıllık bu mola süresinde ise Paris’te önce mimarlık sonra müzikoloji eğitimi ve her iki konuda da doktora, 20 yıllık bir müzik okulu ve yetiştirdiği sayısız öğrenci, geçmişin değerlerini günümüze aktardığı sayısız albüm ve 1000 in üzerinde konserin yanısıra harika bir eş ve 3 te evlat yer alır.

Bu dolu dolu otobiyografiler beni müthiş etkiliyor, müziğini dinlerken daha fazla haz alıyor ve biraz da düşünüyorum... ben mi hayatı kaçırıyorum hayat mı beni kaçırıyor... sonuçta bişeyler kaçıp gidiyor da ben ne kadarını, neresinden yakalayabiliyorum ve neleri kaçırıyorum... ve gözüm panomda asılı söze takılıyor;

“Ve hayatımız, hayatı ne şekilde elimizden kaçırdığımıza göre kurulur.”
*
***
*
Dinle neyden,
Zira o birşeyler anlatmada
Ayrılıklardan şikayet etmededir...

2 yorum:

Brajeshwari dedi ki...

Ilk kez Ney ve hissettiklerimi size anlattigimda, bu ilahi sesin cennetin sesi oldugunu soylemistiniz.Benim ney dinlerken hissettiklerime tercuman olmustunuz o gün..Ney gercekten,ilahi birseyler fisildiyor..Yazınızın sonundaki sitede herşeyi anlatiyor ama insanın Ney dinlerken kendinin kendine anlattiklarini dinlemesi gerekiyor belki de..ilahi olan..yola cikaran ..ve cennetine ulastiran..

Bunlari bizimle paylastiginiz icin tesekkur ederiz Nilambara..Yalniz bir copy cd isterim ben simdi..

Bu ara incesaz harika..

EFLA dedi ki...

Nilambara tasavvuftan flemenkoya albümünü üniversitenin ilk yıllarında almıştım. Sanırım tekrar dinleme vakti geldi.Hatırlattığın için teşekkürler...Nay çalmak istiyorum ben de :)