16 Ekim 2007 Salı

İçimdeki Yol

Devir liderleri izleme devri değil, devir insanın kendini takip etme devri”... Bu sözün içinde bin bir anlam buluyorum her seferinde..Ve kendi içimde de yollara sapıyorum ne zaman düşse aklıma bu söz.. o yollar ki, daha önce hiç gör(e)mediğim, bil(e)mediğim, hiç keşfetmediğim..

Yollar dışarıda değilmiş, ya da yönler.. Kitaplar okumuşum, hayat hocaları edinmişim, kişisel gelişim çalışmalarına katılmışım... Her birini kendi keşfimde, aracı etmişim kendime...Ama aracıyla ben arasındaki gerçek bağı unutup gitmişim o ara.. Kendimi...

Dinle demiş, dinle ve öğren kendim kendime... Ama içim ne diyor duymamışım. Kalabalık, bir uğultu ve kargaşa doğmuş sonra dışarıda benden.. Okunacak kitaplarım başucumda birikmiş.. Uygulayacağım kişisel gelişim metodlarını yapamadığım zamanlarda, kendimden ve kişisel gelişimimden geri düşmüş hissetmişim. Ve ben, beni dinlemezken, başka aracılarla dinlemeyi bir tutmuşum sonra kendimi kendi dışımda-dışarıda...

Ve içimdeki ses susmuş mu? Küsmüş mü bana?.. Kimbilir.. O kadar çok sesin arasında duy(a)mamışım onu.. Her sessizlikte mırıldanırken belki de bana.. İlahi bir mırıldanmaymış halbuki duyamadığım.. Ney’in sesi gibi.. Duru ve berrak.. Mütevazı ve sevgi dolu.... Sesler karışmış birbirine.. O hep asaletini korumuş yerinde... Sevgide kalmış... Bağırmamış, beklemiş ben duyana kadar beni... Sevgiyi bulana kadar ben içimde..

An’ı yaşamanın, ya da an'daki farkındalığın, geçip giden-akan birşey olduğunu unutmuşum. An’da bana verilen dersler, öğretileri sorgularken bir sonraki anı kaçırmışım çoğu zaman..Ve akışıma müdahale etmişim.. O müdahalede “bunu gördüm kendimde“ diyerek bulduğum şeyleri, aynı çocuğun eline aldığı şeyi binbir parçaya bölerek algılamaya çalıştığı gibi didik didik etmişim.. Elimde binbir parça kalmış sonra, atılamaz, satılamaz, bin bir parça-her biri kendi içinde parça parça ..

Ve ne doğruymuş, kime göre doğruymuş gibi sorular başlamış kafamda... Öğretici olarak seçtiğim kitaplar –metodlar bana anlatmışta anlatmış... Peki sonunda hissettiğim doğru mu sağlamamı yap(a)mamışım, bir daha karışmışım... Kimse bil(e)memiş doğru olanı... Ne içim ne dışım.. Ben bile kendi içimde doğruyla yanlışı ayırt edemediğim noktalarda bulmuşum kendimi –içimden-merkezimden-özümden çok uzaklarda..

Ve aynalar... Aynalar beni göstermiş - ben ise gördüğümü gördüğüm olarak algılamışım.. Ne kadar güzel –ne kadar kötü derken, gördüğüm yansımamla – kendimi ayrı tutmuşum... Sanmışım ki aynalarda gördüğüm değiştirilebilir yada onlar benden başka...Sanmışım işte... Aynaya bakan benim, değişimimin; tüm yansıyanda değişeceğini bilememişim... Güzel de –kötü de olanın ben olduğunu, bende var olan olduğunu sonra...İkisinin de insani olduğunu... Hayata dair olduğunu...

Savaştığım şeylerin, aslında ben savaştıkça yok olacağını sanmış kahraman yüreğim... Savaştığım şeylerin ben(im) olduğunu –benden olduğunu ve ne kadar savaşırsam o kadar büyüyeceğini –devleştirdikten sonra anlamışım...O devleşen her şey ile yürekli bir konuşma yapmışım sonra... ”Sizde bendensiniz... Barışalım mı ” diye... Bu konuşma, savaştıklarım neyse büyümesinler artik diye değilmiş kurnazca.. Onları da sevdiğimden barışmak istemişim.. Benden oldukları için...Çünkü savaşanın da-savaştıranın da ve aracı olanında ben olduğunu anlamışım...

Yormuşum kendimi.... Bir ağacın kendi doğasındaki sukunetini isterken hayatta sadece...Yeşil ağaç hani, sokakta –köşe başında her gün gördüğünüz.. Bazen fark edemediğimiz.. Rüzgarda savrulan, yağmurda umarsız.. İsyanı da, mutluluğu da bir olan o büyük gövdeli ağaç.. Hayattan, sadece o köşe başı ağacının sukunetini isterken yorulmuşum... Didik didik etmiş ve çok şey yapmaya çalışırken yormuşum hayatı da... Hayatın aktığını unuturken, kendimi suyun üstünde debelenirken bulmuşum.. Su hiçbir şey yapmadan, kaldırırken beni yukarı oysa...

“Dışarda hiçbirşey yok” derdi meditasyon hocam... Nilambara’nın da aklımdan hiç çıkmayan bir cümlesi geliyor, her gün hatırladığım ilaç olan bana .. ”Sevgiyle-içinden gelerek yaptığın herşey doğrudur”..

Yol nerdedir peki..Dışarıda mı içeride mi?

Yolu bulmak için adım atmak gerekiyormuş, her adımda içinizde gideceğiniz yollar beliriveriyor aniden..Buna da hayat deniyor işte...Hayat dışarıda değil , içeride... Bilmece varsa o da biziz, cevaplarda bizde... içimizde...

Ve o ağaç akışa bırakır kendini.. İsyanı da doğaldır, mutluğu da... Güneş mi açmış, güneşi özümser yapraklarında.. Kar mı yağıyor, beyaza bürünür.. Ve teslim olur doğaya,.. Savrulurken direnmez dalları rüzgarda.. Üstüne konan kuşları kovalamaz "çekilin üstümden, huzur verin" diye... Ayırt etmez böcekleri,kuşları... Hepsini sever açar kollarını... Gövdesine çizik atar birileri, belki acıtırlar canını.... Bilir ki kabuk bağlayıp, yenilenir gövdesi yine....

ve o ağaç bir tanedir-eşsizdir
ama doğanında ta kendisidir
bir yolun köşesinde de olsa
ormanından çok uzaklarda...
*
Brajeshwari
* Bu yazı,Genç Gelişim Dergisi-Aralık 2007 sayısında yayınlanmıştır.

6 yorum:

EFLA dedi ki...

Tam da ihtiyaç duyduğum yazı bu. İnternete girip bişeyler okumalıyım diye söyleniyordum. Google'da aramaya başlamıştım hatta. Bir de Tofuya bakayım dedim kaybolmadan sayfalarda. Gerek kalmadı canım. Çok sağol. Seninle sesleniyor bana evren hep.
Bugün bir ağaç olmak için toplayacağım tüm dikkatimi.Gel sen de kon dalıma:)

Nilambara dedi ki...

Sevgili Brajeshwari,
bu sabah beni çok mutlu ettin, konuştuğumuz hiçbirşeyin havada kalmadığını, yitip gitmediğini, özümsenmiş ve hayata adapte edilmiş olduğunu görmek müthiş bir doygunluk ve huzur hissi veriyor.

Öz lisanını dinlediğin gerçek yolun daima aydınlık olsun :))

Brajeshwari dedi ki...

Sevgili Nilambara
yazimda birseyin altini cizmeyi unutmusum.Onu da algilayacaginizi biliyordum zaten.Hayat Hocalarımdan çok memnunum.. Öğrettikleri benim için inanilmaz değerli..Bana hep aynaları içime doğru tutmayı öğrettiler çünkü...
Ne güzel ki benim ormanında bir sürü ağaç var, kendi keşiflerini sürdüren ve güneşe, aya,kuşlara tutkun..

Nilambara dedi ki...

Sevgili Brajeshwari,
İnanıyorum ki "öğretmek yoktur, öğrenmek vardır"
ancak almaya hazır ve istekli olan alır, aksi takdirde herşey havada görünmez bir iz bırakır sadece ve hiçbir işe yaramaz...
gene "k.s.b.a." olmayalım diye kesiyorum ancak dün paylaşmak istediğim ama bugüne kalan yazının da müthiş bir ney üstadı hakkında olduğu tiyosunu vermeden kesemiyorum ;))

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Sevgili Burcu,
gecen seferki senden baska bir sen bu yazidaki.. Bilmem yaniliyor muyum? Herneyse.. Disarisi ya da icerisi yok bence.. Disaridaki hersey; iceridekinin yansimasi, dun yaratilan nedenlerin sonucu. Onun icin yarin da, bugun icerden yaratilanlarin bir sonucu olacak. Etrafimizdaki herseyde payimiz var.. Onun icin sadece icimize degil, disimiza da, ustelik de cok dikkatle bakmamiz gerek. Kendimizi gorecegiz cunku..

Brajeshwari dedi ki...

Sevgili Mehtap
aslinda aynı şeyi söylüyor,ayni şeyleri paylaşıyoruz seninle.. Bende dışarıyı ve içeriyi birbirinden ayirmiyor,ikisinin bizim yansımamız olduğunu söylemeye çalışıyorum..Yazıda bunu görme evrelerimi anlatmaya çalıştım nacizane..Hayata dair birşeyleri dışarıda veya içeride bulabiliriz ama en muhimi içimizde olanlar..Kişisel gelişim çalışmalarına gönderme var açıkcasi..Kişisel gelişim denen şeyin kişiselliğine...Beni nasıl tanımladığını bilmediğim için, daha önceki yazımda benden farkli ne bulabilmiş olduğunu bilemedim..Ama hepimizin pek çok yönü var, her yazıda farklı bir yanımı görmen çok normal....
Sevgiyle kal..