3 Ağustos 2008 Pazar

Sudaki Çocuğumuz Akdeniz Foku / 4 ve Son

Sevgili Tofucanlar ve Sevgili Konuklar,
*
İlk adım Sevgili Ozan'dan, "yettüm garriiii" başlığı ile esprili, çok hoş bir mail ile geldi. Keyifle takip ettiğimiz "Sudaki Çocuğumuz Akdeniz Foku" 4. ve son bölümü ve harika Karaburun fotoğrafları eşliğinde aşağıda.
ve bir müjde; yine denizle ilgili bir seri hikaye de yolda :)
*
*******
*
Mağaranın sahiline vuran dalgalar geçen zamanı yavru foka işaret ediyordu.
Zamanı ve mekanı öğreniyordu.
Yaşamın karanlıklar sonundaki ışıklarda, yüzmek olduğunu zaman ona öğretiyordu.
Annenin varlığına duyduğu ihtiyacın yerini ışığa duyduğu merak git gide kaplıyordu.
Artık 35 kg ağırlığındaydı.
Ve dış dünya her geçen gün onun ilgisini daha da çekiyordu.
Bir akşam annesi mağarayı terk ederken o da annesinin peşinden yola koyuldu.
Yaklaşık 3 mil boyunca annesinin yanında yüzdü . Annesi ona avladığı balıkları verdi. Ağlarla karşılaştılar ve annesi ona ağları öğretti. Ağın tehlikelerini…
Ahtapotlara yaklaşmayı, onları kafalarından yakalayıp, havaya fırlatmayı...
Burun deliklerine ahtapotun kollarının girmesi halinde ölebileceğini, ahtapotu tersten yakalaması gerektiğini ve sersemletinceye kadar suya çarpması gerektiğini…

Yaşam şimdi başlamıştı…
Şafak doğarken sakin ve usulca mağaraya geri döndüler birlikte.
Biraz daha süt istedi canı…
Ve çakıl sahilli mağarada annesinin yanında, doyumsuz bir uykuya daldı.

3 ay kadar bir süre geçmişti….70 kg.oldu.
Deniz her seferinde daha da çok keşfedilmeyi bekliyordu. Her şafakta eve dönerken, o annesini daha çok gezmek için burnuyla açık sulara doğru itiyordu.

Ve bir sabah, bir tan vakti anne mağaraya yaklaşırken
kocaman, koskocaman
kara sürmeli gözleriyle ona baktı,
Mağaraya baktı, baktı, soluklandı bir daha soluklandı…
Daldı.
Yavru fok Ege Vira
Bekledi .
Annesi uzaklara doğru kaybolmak üzereyken,
Hızla arka yüzgeçlerini vurdu ve dalışa geçti.
Mavi boşluğun içindeki beyaz anayı, hayali izledi…
Ege Vira için, güvenlikleri için daha uzaklara gitmeleri gerekiyordu.

Anlatılanlardan , bilinenlerden…
Bu masalı anlatanın bildiklerinden uzaklaştılar…
Bilim adamlarının kameralarından, bilimden , ve insandan…
Gözlerden
Yok oldular…

Ergin bir birey oluncaya kadar vermesi gereken bir çok sınav daha oldu.
Poseidon onu kocaman büyük dalgalar ve fırtınalarla defalarca sınadı.
Aç kaldığı , daha büyük erkek fokların ona saldırdığı, zor günleri oldu…
Sonunda Ege denizi Ege Virayı kabul etti…

Bodrum’un bugünkü Bardakçı koyundaki tapınaklarında binlerce yıl önce konuşlanmış olan Hermes ve Afrodit balıklara hiç tükenmemeleri için gerektiğinde cinsiyet değiştirmeleri emrini verdi. Hermes, Afroditle birleşti. Sinavritler, fangriler, çipuralar, orfozlar çift cinsiyetli oldular. “Hermafrodit” oldular. Balıklar, ahtapotlar ve istakozlara bu genç efendilerine hizmet etmeleri emredildi.

Adalardan binlerce adaya haber salındı. Ege yine silkindi çalkalandı sarsıldı. Kocaman yeni mağaralar oluştu. Denizler köpükleriyle mağaraların içlerine kumlar taşıdı, kumsallar oluştu.

12 ay sonunda
boz “Ana”
Son kez ve uzaktan
Adanın kıyısında yüzen oğluna baktı,
Ağır ağır
Sessizce
Sanki bir hayal
Kimsenin bilmediği
Fark etmediği bir su tanesi oldu,
İçindeki şarkılarla
Dalıp tek başına uzaklaşırken ,

Bilinmeyen bu Adanın
Kıyılarında
Deniz kızları ve sarmaşıklarıyla
Oyun oynayan “Koçero” ( Genç)
Ege Vira

Yok olmaya inanmayan
Bir Foça oldu

*son

Çocuklarımıza atıf olunur / 2008

--------------
M:Ö. 600 lü yıllarda Anadolu, Ege Bölgesi’nde Ionia , Phokaia ( Foça) kentini kurdular. “Foça” , “Fokai” yani “Tombul hayvan”. Ege’nin her iki yakasında foklar adına mühürler, paralar bastılar, şenlikler yaptılar. Phokaian insanları birkaç yüzyıl sonra Pers’lerin saldırısından deniz yoluyla kaçarak, Avrupa’ya göç ettiler.

Akdeniz’li olmak , 6.cı kıtadan olmak ne güzel…
Sularınız berrak ve serin olsun…
o.

8 yorum:

Brajeshwari dedi ki...

Ozan'cım
(seni yazınla ve sıfır comment ile bunca gün daha fazla yanliz birakmaya içim elvermedi..)

Özlediğim denizi ve başka bir canlının hayatını çok güzel anlatmışsın.Sen yazdıkça ben bu fokları öpmek, yuvarlak kafalarına sarılmak istiyorum yanlız..

Anlatırken verdiğin bilgiler ile dagarcima yeni şeyler kattığın için ayrıca teşekkür ediyorum..

Deniz'i, denize yakınlığını çok fena kıskansamda, seni ve yazdıklarını okumaya bayılıyorum..Lütfen devam..

Sevgiyle..

berrin açılmış dedi ki...

sevgili ozan
yavru fokların hiçbirisine benim ismimi vemediniz...içimde kaldı..tatilde bir sürü yolunu şaşırmış caretta caretta buldum - denize saldım... bir tanesinin kulağına fısıldadım senin ismini berrin koydum diye...

7zeytin dedi ki...

Yorumlar kısmı doldu hakkatten insan merka ediyo.
Ben ne yaptım diye,
Fatih Hocam yazılarıyla uslubuyla benim moralimi çok fena bozuyor. Benim de klavyem donuyor.
Şimdi ben de aynı şeyleri düşünüp kendimi kıskanıyordum. Denize nazır bir ofisten yazıyorum yani süper bir konum. Bazen kendimi çok eksik zayıf hissediyorum ya yine de bu ofis moralimi düzeltiyor.
Denizle bvirlikte olunca yazmak için çok sebebp var ama galiba ben de biraz içime kapanığım. Paylaşmak zor. Her dalga senin...
Berrin sana yardımcı olmak için bir foka normal doğum ya da gerekirse sezeryan yaptıracağım.
Sen bu isim işi için bize ne kadar bağış yapacan, kesenin ağzını görelim hocam...:)

Bu gün yine bir tek şey düşündüm
Ben kendim miyim diye...
Bu yazlar böyle geçer...
Adamı sarhoş ediyor. Denizlerde gezdim. Köpekbalıklarıyla daldım...
çok acayip ...
Paylaştıkça güzel
Yazmam gerek.
o.

selamlar
o.

Nilambara dedi ki...

Oh!! çok şükür :))
bu hareketlenmeyi görmek çok hoş...
kaçgündür bakıyorum bakıyorum, hiç yorum yok... kendimi zor tutuyorum, hadi artık yorumu da sen yazma diyorum kendime :)
Sevgili Brajeshwari haklı... "yorumlar, blog yazarlarının ANA GIDASI..."

berrin açılmış dedi ki...

ege vira da güzel bir isim sayılmaz
ozan cığım
isteyenin biyüzü kara..
caretta caretta fotoğrafları ve yazısı yakında geliyor

Fatih Mika dedi ki...

Mayis ayinin beyaz sularindaki akya dalyani hep aklimda.

Sen agirlamamali, ben agirdan almamali o zeytin agacinin altinda bulusmaliyiz. Meze tabaklarimizin icine ruzgarin salladigi dallardan minik zeytin cicekleri dokulmeli. Bir bulbul, bu dunyanin butun dertlerini tek kaleme indirmis nagmeleri ile bizi kendi asklarimiza gommeli.

Yakomozlu sularda zogamiz gozukmesin diye luks lambamizin fitilini ispirto ile yakmali; isiga gelen kurtlari yemek icin yukselen baliklarin dansini seyretmeliyiz.

Sonra yakomoz bitmeli, ay yukselmeli. Ay isiginin onunden anason kokulari gecmeli. Ben “ah bu ayin gravuru ne guzel olur derken” kupesteden kayip suya dusmeli, ayilmali sen hala cakir keyif benim halime gulmelisin.

Bak Ozan gordun mu? “Baki kalan gok kubbede hos bir seda imis”

7zeytin dedi ki...

Yeni bir meyhane buldum
Mezarlık yanında
Beni ararsan
ya mezarlıktayımdır
ya da yanında

bir anadolu şiiri aklımda kaldığı
kadarıyla
o.

7zeytin dedi ki...

Yvrusunu terkeden ana gibiyim çoğu zaman.
Motorumla
yollarda yüzüyorum...
Dağların eteğinde yaşamak zor. Dağlar bana hep çılgınlık yap çılgınlık yap diyor.
Üstüne bir de poyraz esince
şahlanıyorum...
Evlendiğime baba olduğuma kızıyorum.
Kendimi parçalamak ve riske etmek özgürlüğünde olmak istiyorum. Aynı
az sonra tanıyacağın balıkçı gibi. Sonunda evine dönen
Mağarar, kıyılar adamın el etlerini çizer.
Kendine almak istediği kurbanlar gibi,
denizden çıkarken vücudundan süzülen sular gibi seni çeker
sana
Ve sen gitmen gerektiğine inandığın
yolda gidersin ya

fena olan budur aslında...
aşkı ıskalamak gibi

teslim olsak kendimize
bence
hırslar bir yana
öğretilen gerçekler
ve ay doğsa yeniden
hiçbirşeyi umuramadan yeniden
ve aya yenilsek elele
çocuklar gibi...
ressam değil ay olsak
balıkçı değil ay olsak
ben değil
ay olsak,
çalı olsak
toz olsak toprağın üstünde
ölsek yaşamak gibi neşeyle...
toz olmak toprak olmak
ay olmak
su olmaktan korkmasak...
o