8 Haziran 2008 Pazar

KALE

" Artık hevesli bir rüzgar
Vadileri
Kuleleri
Yolları
Yalayıp getiren bir rüzgar da değilim
Son ve başlangıçla birlikte
Tapınaklar ve meydanlar içinde
Bir esintiyim köşeleri dolaşan
Kendisiyle buluşan bir esinti sadece”
Bejan MATUR


Okyanus Ansiklopedik Sözlük, “kale”yi “eski zamanlarda düşmanın gelmesi beklenen stratejik yollar üzerinde, askeri önemi olan şehirlerde, geçit ve darboğazlarda, savunma ve güvenliği sağlamak için yapılan yüksek ve kalın duvarlı, burçlu ve mazgallı geniş yapı” diye tanımlamış. Geniş anlamda ise “kolay kolay girilemeyen yer”miş kale…

Biz Cumartesi günü Kale’ye gittik. Festival varmış Ankara Kalesi’nde… Gezeriz diye, fotoğraf çekeriz diye, keyifli bir gün geçiririz diye, beraber oluruz diye… Hayatlarımızda bir nefeslik de böyle bir hoşluk olsun diye…

Öyle de oldu… Bir sürü fotoğraf çektik. Aslında doğrusu daha çok Berrin ve Brajeshwari çektiler. Çok güzelleri var içlerinde… Bir sürü poz verdik, kendimizi “model”miş gibi bile hissettik zaman zaman… Eğlendik kısaca…


Duvarlarına Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları” şiirinden mısralar yazılmış Pirinç Han’da çay içip, gözleme yedik sonra. Ben açlıktan ölmek üzereydim çünkü. Dans eden grupları seyrettik bu arada. Han’a geldiğimizde dört genç kız “şakşuka” eşliğinde göbek dansımsı bir gösteri yapıyorlardı mesela. Onları seyrettim Berrin ve Brajeshwari fotoğraf çekerken... Dördü de güzel oynuyorlardı, belli çalışmışlar, hazırlanmışlar… Ama bir tanesi gösteri yapmıyordu, hem dans ediyor, hem eğleniyor, hem de sanki kimseyi umursamadan keyfine bakıyordu… Sanki yalnızmış gibi, etrafında kimse yokmuş gibi… Öyle kendini kaptırmış, öyle içinde yaptığı şeyin yani… Budur dedim kendi kendime, yaşamak bu kadar basit aslında… Bütün kalbinle her ne yapıyorsan onu yapmak yani… Çetin Altan’ın bir sözü geldi aklıma: “Mutluluk, sevdiğin işte doya doya çalışmak ve sevdiğinle doya doya sevişmektir…” diyordu beynimin kıvrımları arasından… Güzel bir söz söylemek için mi söylenmiştir, yoksa onca yaşanmışlıktan damıtılmış bir söz müdür, bilemem elbette… Ama işte, o kızın dansını, dans etmekten keyif alışını seyrederken doğru olduğunu hissettim…


Sonra Berrin’de kahve, tatlı ve elbette sohbet... Berrin, 'pazartesiye senden bir kale yazısı bekliyorum' dedi. Ben de yazıyorum işte. Sizi mi kıracağım. Fotoğraflar sizden, yazı benden…

Dedim ya kolay kolay girilemeyen yerlermiş kaleler… Şimdi bizim öyle kolaycacık girdiğimize bakmayın. Zor girilirmiş bu yapılara eskiden. Ancak gücünü ispatlamış ve kaleyi zapt etmiş olan girebilirmiş o heybetli mekana... Büyük bir zaferle… Atının üstünde dimdik (niyeyse atla girilmeliymiş gibi geldi işte)… Mağrur bir eda ile… Zafer kazanmış bir komutan olarak işte…

O yüzden kaleyi korumak da çok önemliymiş. Fazla söze gerek yok, ölüm kalım savaşı işte… Ya da “var olma”/”yok olma” savaşı aslında… Yok olmamak için savaşmak… Kaybedersen yok olacağını zannetmek yani…

Ama zaman geçmiş, böylesi kaleler ile böylesi savaşların devri bitmiş... Şimdi daha çok "iç" savaşlar yaşanır olmuş…

Bizim kaç tane kalemiz var içimizde acaba? Deliler gibi savunduğumuz… Biri girerse diye, içeriyi görürse diye, kalemizi zapt ederse diye neredeyse ölmeyi göze alacak savaşlara giriştiğimiz “iç kalelerimiz”… Onlar, büyük iç savaşlardan sonra kurduğumuz ve bir başka iç savaşa kadar canımız pahasına savunduğumuz kendi kalelerimiz… Keşke onların resimlerini de çekmek bu kadar kolay olsa… Bir gün de iç kalelerimiz için bir festival düzenlesek kendimize mesela… Bu gün eğlence günü, gelin bakın, girin dolaşın oralarda desek… Gelenlere şarkılar söylesek, gözleme ve çay ikram etsek… Kendimize bir ateşkes günü ilan etsek… İçimizdeki savaşa tamam desek…


Ohooo, amacını aştı bu yazı… Yazının amacı güzel bir cumartesi gününü özetlemekti… Ama işte böyle şeyler düşündürttü “kale” sözcüğü bana bütün gün… Orada bir zamanların o heybetli günleriyle dalga geçercesine yaşanan bambaşka bir düzeni seyreder, “festival” etkinliğine (!) katılırken bir taraftan da bunlar geçti içimden…

Evet, bizim haftasonu “kale” maceramız böyleydi…

7 yorum:

Brajeshwari dedi ki...

Yazını okumak gerçekten çok keyifliydi..Benimde kale gezime daha anlam kattı yazdıkların..İç savaşlarımız hiç bitmese de, sanırım biz kendi kendimize festival veriyoruz ara sıra kendi kalelerimizde..

Çok güzel bir Cumartesiydi.. İkinize de teşekkür ederim..

berrin açılmış dedi ki...

çok keyifliydi...bu tarz etkinlikleri daha sık yapmak lazım - çektiğin fotoların bazıları süper

beto dedi ki...

Tofucular yine keyifli bir gün geçirmişler anlaşılan.
Sevgili Selen,içimizdeki kaleleride dış mihraklardan korunmak için inşa ediyoruz galiba
En azından ben bundan dolayı kalelerimi muhafaza ediyorum.
Kimin ne kadar yıkım yapacağını
tahmin etmek zor.

betül

Nilambara dedi ki...

Sevgili subhankari, cts günü "kale fethinizde" bulunamadım ama döndüğümde hepberaber "iç kalelerimiz festivali" düzenlesek mi acaba... :)
Bu fikrin çok hoş, çok cazip geldi :)
Sevgiler,

Fatih Mika dedi ki...

Sevgili Subhankari,

Ne yazik ki hepimizin kalesi var. Sanirim kisisel kalelerimiz icimizde degil, disimizda.

Cunku, icimize kadar girilince artik savunma yapmak cok zor. Onemli olan icimize girilmemesi.

Tabi ki simdiki kaleler kesme taslardan degil. Simdiki kaleler, takilardan. Makyajlardan. Otombillerin markalarindan. Giysilerin etiketlerinden. Oturulan semtten. Calisilan isyerinden. Okunulmus okuldan. falan filan.

Kalelerin yikilmasi, ateskeslerin yapilmasi icin hepimizin sahip olmak yerine, olmayi ogrenmemiz gerekiyor sanirim.

indrani dedi ki...

kale şale lalala, ya bu taraflara gelip kalelerde kahve iceriz kizlar. optum! resimler gercekten guzel.

Subhankari dedi ki...

Sanırım kişisel kalelerimiz bir sürü... Aslında yazıyı yazarken içi içe geçmiş bir çok surdan/duvardan oluşan bir kale görüntüsü vardı aklımda... Yani ilk kale duvarını geçebilenler için de korkarım kale içte başka duvalarla devam ediyor... O yüzden iç kalelerimizin dışımızda olduğunu ya da daha doğrusu "sadece" dışımızda sanmıyorum... En dıştaki duvar sadece bir başlangıç... Ve yine korkarım ilk duvarları aşabilenler yani dostlarımız, arkadaşlarımız ve hatta sevgililerimiz ya da eşlerimiz için de kale devam edebiliyor değişik açılardan... Çünkü işte "iç"in de içi var ve eğer savunma ise bunlar, savunma ihtiyacı bir şekilde kendini hissettimeye devam ediyor...

Ama evet, ne güzel söylemişsin Fatih, ateşkes için kesinlikle yapmayı değil, olmayı öğrenmemiz, "oyun"u bırakmaya gönüllü olmamız gerekiyor...