1 Haziran 2007 Cuma

Ankara bugün gene çok güzel...

Bugün dışarda epey işim vardı, öğle saatlerinde çıktım ofisten ve inanılmaz bir sıcak çarptı yüzüme. Bu mevsimde bu sıcak Ankara’da olağan değil, arabanın içi fırın gibi.

Az önce geldim ofise, dışardaki işlerimi tamamlamanın rahatlığı ile... Fazla rahatlamışım galiba, çalışmak istemiyorum. Yapmam gereken pekçok şey var ama acil değiller, biraz bekleyebilirler.

Ofisten çıktıktan 1 saat kadar sonra hava kapadı ve yağmur başladı, trafik karışsa da, silecekler yetişmese de yağmurun hızına sorun değil... Herkesin yüzü gülüyor, bu yağmura çok ihtiyacımız var... ve tabii ki bu tatlı serinliğe...

Odamın balkon kapısı sonuna kadar açık, bir yandan yağmurun sesi ve serinliği bir yandan mis kokulu Türk kahvem... yok çalışmak istemiyorum şuanda, biraz mola... tofuya göz attım, yeni birşeyler var mı diye...

Merak ediyorum tofucanlar gene nerelerdesiniz... Selen hayattamısın? Zeynep’ten okullar kapanana kadar, Anushila’dan ise hiç umudum yok... Brajabanita hiç olmazsa arada yorumları ile buradayım diyor... Sizleri, paylaşmayı özledim... Yanıtsız kalan buluşma girişimimden de ikinci bir karara kadar şimdilik vazgeçtim :)
*
Adresleriniz hazır, elimde.... yakında şık unicef mektup kağıtları ile sizlere sarılacağım ve kitaplarınızı posta yolu ile göndereceğim, bilginize...

Artık, işlerime dönebilirim :)
Hepinizi öpüyorum, sevgiler...

10 yorum:

BuRcu dedi ki...

harikasiniz Nilambara...

bu mektup işi iyi oldu..

Kış uykusundan -bahara uyanışta
yaz tatilene gitmeden önce lütfen iki satır yazın diyorum bende size yazdığım comment aracılığıyla herkese..

ayrıca artık indigo dergisini de ele geçirmeye başladınız. Kitabınızı da bekliyoruz..

Nilambara dedi ki...

yok canım daha neler :)
bi yerleri ele geçirme niyetim yok ben kendi ada'mda hoşnutum :))
kitap ta beni aşar :)
ama bendeki emanet kitabını sana posta ile göndermeyeceğim... :)

BuRcu dedi ki...

güzel haber..

bence kitabı karşılıklı oturup, beraber okusak daha da güzel olur:) beraber zaman geçirmek açısından diyorum...:P

commentin commentine comment ekledim.

Adsız dedi ki...

Kis tatilinden yararlanarak Ankara’ya ilk gittigim de lise son sinifta idim. Semtimizde bir “Halkevi” acmak icin, elimde bir suru evrak, cepte iki kurus. Liseden sinif arkadasim Haluk ta Ankara’da teyzesinde ve ben de yanlarinda kalacagim.

Bir taksiye binip adresi soyluyorum, ev Anittepe’de. Taksi soforu, adrese geldigimiz zaman “MIT’te mi calisiyorsunuz?” diye soruyor. “Hayir” diyorum. Sofor cok az para aliyor, sasiriyorum. Eve gelince durumu Haluk’a anlatiyorum, herkes gulumsuyor. Karsi taraf MIT diyorlar.

Sonra 1996’da Vakko’da ki sergim icin gidiyorum, sergimin acilisindan sonra otele gidip esyalarimi aliyor Istanbul’a hareket ediyorum. Aklimin bir kosesinde Yahya Kemal ve onun “Ankara’nin en guzel yeri tren garidir” cumlesi. Aklimin diger kosesinde de Vakko’da calisan guzel kizlar. Olsun ayni tarihte Beyoglu Vakko’da da sergim var.

Ankara’yi yine tanimiyorum ama 2006’da Sevgi Sanat Galerisi’nde ki sergim icin dondugum de artik bir kac arkadasim var. Yahya Kemal’in cumlesi de aklima gelmiyor.

Hersey zincirleme gelisiyor, bir universitede ders vermem soz konusu oluyor. Cok zor bir karar. Yine Yahya Kemal’in cumlesi aklima geliyor, ama olumlu olarak. Istanbul’a gitmek icin Ankara’da tren gari var, Roma’da yok.

Aslinda Ankara’ya genellikle otobus ile gidiyorum. Yollar, evler, insanlar, yeni fabrikalar, kuslar… Memleketimin icinden geciyorum. Bolu’da mola. Bolu’da pul biber, kekik, nane. Goturmemin olanaksiz oldugu kocaman kabaklara imrenerek bakiyorum. Sonra agacsiz bozkir. Bonsai gibi kucucuk bir agac, uzerinde bir saksagan yuvasi, agac yerine konulduguna sevinerek bir de cicekler acmis. Hosuma gidiyor bu. Mutlu olmak icin bazen ne kadar az sey gerekiyor, birisinin sizi ciddiye almasi.

Sonra Ankara’yi dusunuyorum. Bir kenti tanimamak olumlu bir sey. Simdiye kadar ogrendiklerimi doldurabilecegim gurultuden patirdidan, sidik yarislarindan uzakta bos bir defter gibi.

Fatih Mika

TOFU'ya gravurumu de koymussunuz, tesekkur edrim.

Nilambara dedi ki...

Fatih Bey, size de Mehtap'a da teşekkürler... ve tabii zincirleme olarak Gülçin'e de :)
yorumlarınızla tofuya renk ve yeni bir heyecan kattınız... hatta yorum olarak kalmayıp yazılarınızla da yer alsanız ne hoş olur...
Burcu'ya da teşekkürler, harika gravürünüz ile sayfamız daha da özel oldu...

Adsız dedi ki...

Yillarca Ankara'da yasadim ben.. Ondan once de subat tatillerinin unutulmaz sehriydi benim icin. Tunali Hilmi caddesinde dedemlerin evi, sanki hala orada duruyormus gibi gelir her gecisimde.
Ankara..
Gulcin'le dedemin elinden tutuyoruz. Hava cok ama cok soguk. Tunali'daki firina iniyoruz. Firinci "buyursunlar Remzi Bey, geldi torunlar gozunuz aydin " diyor. Bize isimlerimizin bas harfi seklinde yapilmis ekmeklerimizi uzatiyor. Bizde bir sevinc, bir sevinc, neredeyse ucup gidecegiz, ipi kopmus ucurtmalar gibi.. Gulcin'in on disleri yok..Kugulu parka dogru yuruyoruz. Yakalarimizi kaldiriyor dedem. Cok ama soguk.. Biz duymuyoruz.
Ankara..
Benim yasadigim yillarda gri, soluk ve ciddi bir sehir. 80 sonrasinin agirligi cokmus heryere. Sistem iki kisiyi yanyana gormek istemiyor. kimse biryerde dursun, bir binaya dogru baksin, yakasini kaldirsin istemiyor. Ama hep benim Ankara'm iste. Hava kirliligi cok yogun, kaloriferler saatlare bagli yakilabiliyor. Cati katindaki evimde, cicekler evin icinde buz tutuyorlar..
Ankara..
95'te ben evin kapisini cekip cikiyorum. Annemler kaliyorlar benim evimde. esyalarimin toplandigini filan gormuyorum.
Sanki donsem bugun, kapisini acip girermisim gibi geliyor. Ciceklerim kurumus hay Allah diye uzulurmusum, evden cikmadan once alelacele icilmis kahvenin fincanini camin onunde bulur musum, hersabah ekmek ici verdigim kuslar acaba donecekler mi diye dusunurmusum gibi geliyor.
Ankara.. Bunca sehirde yasadim.. Arkamda birakamadigim tek sehirdir Ankara..

Mehtap

Nilambara dedi ki...

Sevgili Mehtap,
Yazını biraz o günlere giderek, hafif hüzünlenerek ama gülümseme ile keyifle okudum.
Galiba Ankara'yı sadece Ankara'da yaşamış, zaman geçirmiş olanlar anlayıp, seviyor ve nereye giderse gitsin bir daha da bırakamıyor.
Dün akşam, 25 yıl önce Ankara'dan ayrılıp İzmir'e yerleşen üniversiteden bir arkadaşım ile buluştum. 3 günlüğüne Ankara'da ve 2 günde neredeyse tüm Ankara'yı, anılarının olduğu sokakları yürüyerek katetmiş ve yüzünde özlemini gidermiş olmanın hem keyfi hem huzuru ile müthiş bir ifade vardı. Ben Ankara'nın son zamanlardaki olumsuz gelişmelerinden hoşnutsuzluğumu söylerken o bu olumsuzlukları dahi coşkuyla karşılayıp, gözleri parlayarak "burası Ankara" diyordu. :))

beto dedi ki...

Konu Ankara olunca dahil olmamak olmaz.Ben artık Ankara'yı tanımıyorum ama hala dostlarım var,
anılarım taptaze.İlk kar yağdığında
çıkılan yürüyüşler,yollarda kalan
arabalar,bütün mahalle çocuklarının
katıldığı saklambaçlar........Güzel
Ankara.

Beto

berrin dedi ki...

ankara yı tanımıyorum demekle neyi kasdediyorsun...
bütün aile ankara da yaşıyor

berrin dedi ki...

nilambara
ben kitabımı postayla istemiyorum
ama mektup yazarsan çok sevinirim:))...cevapta yazarım