28 Mart 2007 Çarşamba

İnsanlar büyüdükçe, hayalleri küçülür mü?



Küçükken minik ayak tırnaklarıma kırmızı oje sürdürmeyi severdim. O minik tırnaklara oje sürmenin ne zor olduğunu tahmin edin.. Annem bunu sık sık yapmazdı sanırım henüz küçük olduğumu söyleyerek.. Hatırlamıyorum.. Tek hatırladığım çoraplarımın içinde de olsa, o minik kırmızı ojeli tırnaklar beni çok mutlu ederdi.. Küçücüktüm, kimbilir neye özeniyordum.. Neyse ki o zaman bolca bu isteğim karşılanmış olmalı ki, şimdi her yeri boyalı koket bir kadın olmadım..

Büyümek istemek sanırım o zamanlarda insanın en özlem duyduğu şey... Şu aralar tanıştığım üniversite öğrencilerine bakıyorum da.. O kadar bunalıyorlar ki vizelerden sınavlardan...Tek dertleri vizelerden kurtulup, okulu bitirip iyi bir iş bulmak ve para kazanmak... Babamın yada Annemin bana sarfettiği sözleri onlara söyler olmamak için, cümlelerimi özenli seçmeye çalışırken buluyorum kendimi karşılarında.. Sonra, dediklerimi anlamak için bu devreyi atlatmaları ve bunu kendi başlarına görmeleri gerek diye düşünüyorum.. Güzel universite yıllarını geride bıraktiktan ve hayallerine kavuştuktan sonra, keşke daha tadını çıkarsaydım o yılların gibi bir pişmanlık duymamaları için iyi temennilerde bulunuyorum içten içe sadece.. Sonra soruyorum kendime, üniversite yıllarımı mı özlüyorum?.. Büyümek için bende böyle mi acele ettim acaba?..

Ablam benden üç yaş büyük... Onun bana verdiği tavsiyelerin aslında benim üç yıl sonra yaşayabileceğim “ keşke” lerim için ön uyarı olduğunu daha yeni yeni idrak ediyorum.. Şimdiye kadar söylediği o tavsiyelerin birçoğunu sıkıntıyla dinlemiş ben, bugün o keşkeleri kendime mal ederken, aslında içten içe hak veriyorum o zaman ablamın dediklerine..

Büyümek sanırım, insanın kendi tecrübeleriyle yoğrulmak istemesi birazda... Siz ne derseniz deyin, karşınızdaki bile bile o kuyuya düşmek, o yola sapmak ve o kararı almak istiyor..Ve bu deneyimler sonunda da hiç kimselerden “ ben sana demiştim” cümlesini asla ve asla duymamak...

İnsan büyüdükçe neler oluyor... Geçen gün yeni doğum yapan arkadaşım Selma’nın annesi Neriman anneyle sohbet ediyorduk.. Ben onun kızı gibiyimdir.. Dolayısıyla saçma konuşma özgürlüğüm vardır.. Çünkü Neriman anne benim dediğimi çekip çevirirebilir kendi engin bilgi ve tecrübesiyle.. dedim ki “ zor birşeymiş doğum –annelik.. Büyüdükçe daha da zorlaşıyormuş yaşananlar.. ” Neriman anne yine anneliğine sığan harika bir cevap verdi bana “ Biz bunları yaşayacağız ki, daha büyükleri için güç kazanalım.. Hiç birşey kolay değil ki”... Karşısında oturan ben, bu büyük lafın nerelerden gelip- nereye gidebileceğini düşündüm epey duraklayarak..

Büyümek boya göre mi yoksa düşünce şekline göre mi değerlendirilmeli peki.... Büyüyünce daha mı az hata yapıyoruz... Küçükken neye gücümüz yeter.. Büyüyen insan hep dogru yollara mı sapıyor..

Freud’a göre en dogru resimleri çocukluk çağında yapıyormuşuz. Perspektif denen şeyi öğrenmediğimizden.. Çünkü perspektif sonradan öğrenilen birşeymiş.. İçimizden geleni unutup, resmimizi bile kurallara göre yapmaya başlayınca, anlayın ki büyüdük.. Büyüdük ve o büyüme faslında, kendimizce açıklamalara dayandırdık resimlerimizi bile... Küçükken anlamadığımız veya reddettiğimiz kurallara – şimdi sıkı sıkıya bağlıydık... Aynı perspektif gibi... Geride olan imaj küçük olur.. İnsan bedeni, bilmem kaç kafa uzunluğundadir.. Yüz yüksekliği -Yüz genişliği ile eşit orantıdadir.. Ve buna aslında altın oran denir. Michelangelo, Albrecht Dürer, Da Vinci ve digerlerinin sanat eserlerinde, Altın Orana bilinçli ve dikkatli bir bağlılık sözkonusudur...Ve bu altın oran- binbir hesap içinde bir sayı orantısına dönüşür. Beethoven in Beşinci Senfonisinde, Bartok'un, Debussy'nin ve Shubert'in eserlerinde de gozükür. Stradivarius'un bile ünlü kemanlarındaki F deliklerinin yerlerini belirlemekte altın oranı kullandıgı bilinmektedir.. Altın oran mukemmelliğe giden bir oran olmaya başlar.. Mukemmeliğe varırken, aslında birçok hesap yapılır.. Ve bu oranlara varmak için hesaplara bağlı kalmaya başlanır.. Çünkü mükemmele götüren mutlak doğrular onlardır..Ve biz; o mutlak doğrular ve bunlara ulaşmak için hesapların içinde büyüdüğümüzü sanırken, ellerimize boya bulaşa bulaşa yaptığımız çocukluk resimlerimizdeki nedenlerden de uzak düşeriz..

Peki büyümek nedir...Boydan büyüyor.. Kafamızda binlerce büyük laf taşıyor ve büyümek denen olgunluğu bazen yaşımız kadar, bazen olgunluğu taklit ederek başarıyoruz da, ya içimizde büyümek ne anlama geliyor...

Küçükken cesurduk belki de.. Korkularımızın karşında çekebileceğimiz ışın kılıçlarımız vardı... ve yalnız kalmaktan asla korkmayacagımız hayali arkadaşlarımız.... Saatler, uykuda olunan ve oyunda geçen saatler diye ikiye bölünürdü.. Plastik bardak ve tabaklara hayali yemekler koyup yerdik. Evcilik oyunlarında, koca karakterini oynayan arkadaşımızın kırmızı chevrolet arabası vardı kredi çekerek almadığı... Oyuncak bebeklerimiz ancak istediğimizde ağlardı.. Silahlardan hava bile çıkmazdı karşımızdakini güle güle öldürdüğümüzü sanırken... Hepimiz streteskop ile doktor olurduk.. Sınavı kazandık mı? Tus’u geçtik mi derdimiz olmadan...

O zaman kocaman hayallerimiz vardı korkusuz, hesapsız... Şimdi ise hayallerimizi nereye saklayacağımızı bilmeden, altın kuralı dogru öğrendik mi –doğru uyguladık mı –mükemmele yaklaştık mı diye sorup duruyoruz kendimize... Perspektifi bilmediğimiz çocukluk çağımızdaki resim yapma heyecanını kaybederek...hesaplara boğularak...

Annem minik ayak tırnaklarımı oje sürerken, hep ona parmaklarımın arkasındaki kaşınmadan ve deri değişiminden bahsederdim... Ve o hep bana “ büyüyorsun, ondan “ derdi...

Büyüdüm .. Vücudum altın orana sadık kalarak büyüdü..

Ama gelin görün ki içim,
küçüklüğümde yaptığım gibi evin duvarlarına
boydan boya rengarenk çöp adamlar çizmek istiyor hala...

6 yorum:

Brajabanita dedi ki...

Burcucugum,içimizdeki cocuk cok guzel dir cok saftir, anda kalmaktir, yurektendir , yureginin sesini coskusunu dinlemektir....onu dinlemeye devam et ve icindeki cocugu muhafaza et :))

irem dedi ki...

okurken nostalji yasadim kiz! ben de tirnak uzatma meraklisiydim, ve krem surme manyagi. ve bu merakim bitmediiii. hahahahaha

berrin dedi ki...

burcu cuğum
duvarlara olmasa da çöp adamları çizmeye devam etmelisin....
içindeki çocuğu korumalısın:)

Adsız dedi ki...

Cok sevdim bu yaziyi.. Bence sen içindeki çocugu korumak için çalisan çevremdeki birkaç insandan birisin..

EMRAH

Nilambara dedi ki...

Burcu'cuğum harika bir yazı, ben de çok sevdim...
Biyerlerde okumuştum, hayat deneme yanılma yolu ile öğrenmek için çok kısa, bu nedenle başkalarının deneyimlerinden ders almalı, tecrübenin sesine kulak vermeliyiz diyordu... bu ses hep kulağımda olsa da gene de yaşayarak öğrenmeyi seçtim hep, farkına varmadan... ve ne kadar dinlesek te büyüklerimizi ne kadar aman desek de küçüklerimize, hepimiz gene yaşayarak öğrenmeye, büyümeye devam edeceğiz galiba...
Altın oran bölümün harika... Yürekten inanıyorum ki, kurallar yaşam oyununun prangaları... Selen'in "kafası karışık gezgin" yazısı için yorum olan "biz kafası karışık gezginler" başlıklı yazıda da buna benzer bişeyler söylemeye çalışmıştım...
Küçükken cesurduk çünkü doğamızda "korku" kelimesinin anlamı yoktu, cesurduk çünkü "yüreğimizin kuralları" vardı, cesurduk çünkü "mükemmel olmak zorunda değildik"...
Hala da "mükemmel olmak zorunda değiliz, altın orana uymak zorunda değiliz yaşamımızı oluştururken çünkü yüreğimizdeki oran çok daha mükemmel, korku duymamız gerekmiyor çünkü biliyoruz ki korkularımız yaşamımızı öldüren prangalar, biliyoruz ki güvendeyiz... evet korktuğumuz başımıza geliyor tıpkı atasözündeki gibi... güven duygusu ise gerçekten güven ortamı yaratıyor... yeter ki yürekten hissedilsin...
"diliyorum ki, herkesin bedenleri altın orana sadık kalarak büyürken, yürekleri öz oranlarına sadık kalsın..."

EFLA dedi ki...

Koket ya da pespaye bir kadın ya da senin gibi kendi tarzının sahibi... Bedenimiz terkettiğinde bizi yeni bir macera için özbenliğimiz "sonsuz oyun"u oynamak üzere hep kaotik bir biçimde çocuk kalmaya devam ediyor-muş... Sonsuza kadar... Gönlünce çöp adam çizesin sen diye, gönlümce çocukça kahkahalar atayım ben diye, hepimiz neysek o olalım diye ....

Di mi çöp kadınım benim...