10 Ocak 2007 Çarşamba

RAKKASE / Halil Cibran



Günlerden bir gün, Birkasha prensinin sarayına çalgıcılarıyla birliktre bir rakkase geldi. Saraya kabul edildi ve lavta, flüt ve kanun nağmeleri arasında, prensin huzurunda raksetmeye koyuldu.



Alevlerin raksını oynadı önce ve kılıçların, mızrakların raksını, ardından yıldızların ve uzayın raksını... ve rüzgara tutulmuş çiçeklerin raksını...



Bundan sonra prensin tahtı önünde durarak bedeniyle eğildi. Ve prens biraz yaklaşmasını istedi ve ona dedi, "Güzel kadın, zerafet ve letafetin kızı, sanatın nereden geliyor? Ve nasıl oluyor da bu uyumlarının ve uyaklarının tüm unsurlarına hükmedebiliyorsun?"




Ve rakkase bir kez daha prensin önünde eğildi ve yanıtladı, "Güçlü ve zarif Efendi, sorularınızın yanıtını bilmiyorum. Bildiğim o dur ki filozofun ruhu kafasında, ozanın ki yüreğinde yaşar, şarkıcının ruhu gırtlağında gezinir; ama rakkasenin ruhu tüm bedenindedir."


.........


Nasıldır bilmiyorum ama, dansederken herşey herkes unutuluyor, özgürlüğün sınırları kalkıyor, kanatlar sonsuza açılıp özle birleşiyor ve o an hiç bitmesin isteniyor...



Halil Cibran'ın çok sevdiğim öykülerinden birini sizle paylaşmak istedim...



"Coşkuyla yaşanan her an ölümsüzdür... / nd"
Coşkunuz hiç eksilmesin...

3 yorum:

Burcu dedi ki...

nilambara, harika bir yazı...Siz dansetmeyi çok seviyorsunuz biliyorum.Umarım birgün birbirimizi unutacagimiz bir pistte beraber dans ederiz .. özgürlüğün tadını çıkarıp, ritmi yaşarken kanatlarımız birbirine değse de olur..

sevgiler

berrin dedi ki...

nilambara
ne güzel bir öykü
bir günde halil cibran hakkında yazarmısın..
hakkında hiçbirşey bilmiyorum

Brajabanita dedi ki...

Nilambara'cigim,
yoga 'nin dansli versiyonu seni bekliyor :))