21 Nisan 2008 Pazartesi

Cara Pippa... / II

Bugün tofu sayfasını açınca Fatih'in yazısını ve yorumlarımızı tekrar okudum ve kendimi biran duyarsız, katı bir tutum içindeymiş gibi algılayıp ürperdim. Günlerdir utanç içinde sesimizin soluğumuzun kesildiği bu insanlık dışı olay ve toplum olarak içinde bulunduğumuz durum... Hergeçen gün hepimizi biraz daha sus pus edip, sindiriyor...

Aslında, ne yazık ki Fatih'in yazısında geçen her detay sadece Türkiye'ye özgü değil, insana özgü, ne yazık ki tüm dünyaya özgü... sadece, ülkemizde yaşanması ekstra bir katkı yapıyor utancımıza, üzüntümüze... Oysa, şovenist bir utancın çok ötesinde, insan olarak utanç verici...

Ne yazık ki insan, insan olmaktan uzaklaştıkça daha da vahşileşmekte... ne yöne doğru uzaklaşmadır bu adlandıramıyorum, hayvani içgüdüler diyemiyorum çünkü hiçbir hayvanın doğasında korunma güdüsü dışında zevk için öldürme güdüsü yoktur... bu denli vahşileşmenin adını koymak mümkün değil...

1990 yılında Londra'dayken, sadece 1,5 ay içinde metroda sırf zevk için 5 yabancı kız öğrencinin (2 İspanyol, 2 Fransız ve 1 İtalyan) raylara itilerek öldürüldüğünü hatırlıyorum... heryerde sıkı sıkı tembih ediliyordu, "metroda kesinlikle raylara yakın değil duvara yakın yürüyün, durun" diye... Hergeçen gün yeni bir saldırı olayı anlatılıyordu... hava karardıktan sonra dışarıda kalmaya ürker hale geldiğimi hatırlıyorum...

Ne yazık ki bu tip saldırılar ülkelere değil insana özgü, çağımıza özgü... tıpkı toplumsal yozlaşmanın, kültürel yok oluşun, ekonomik çöküşün sadece ülkemize değil tüm dünyaya özgü olması gibi...

[Fatih ile Ankara'dayken konuşmalarımız sırasında anladığım birşey var ki burada onu tekrarlamak ihtiyacındayım... her birimiz karşımızdakini kendi literatürümüz, kendi anlayışımız içinde değerlendiriyoruz... Sevgili Fatih, kendi politik altyapısı, politik literatürü ile değerlendirmiş çoğu ifademi doğal olarak ve yine doğal olarak eleştirel yaklaştı bazı noktalara... Oysa, hiçbir politik alt yapısı, geçmişi ve hatta sempatisi olmayan bir kişi olarak benim literatürüm daha çok kişisel gelişime, spritüel yaklaşıma ait... Dolayısıyla ilginçtir ki aynı ifade iki farklı anlayış ile bakıldığında çok farklı anlamlar taşımakta... Mevlana'nın "siz kendinizi ne kadar ifade ederseniz edin karşınızdakinin değerlendirdiği kadarsınız" sözü buraya tam oturmakta... Dolayısıyla tabii ki kızamıyorum böyle anlamış olmana Sevgili Fatih :) ]

Ancak, şu gerçeği de kabul etmeliyiz ki, içinde bulunduğumuz toplum son yıllarda ekstra değişimler yaşamakta ve ne yazık ki bunu büyük bir hızla yaşamakta ve çoğumuz da ürkerek izlemekteyiz... Ancak, korku kültürü yerleştikçe değişimler daha hızlı yaşanır (politik bir literatür ile değil spritüel literatür ile düşünüyorum bunu), korku umutları yok eder ve ne yazık ki umutlar yok oldukça yaşama isteği azalır ve depresif bir toplum ortaya çıkar, sosyolog değilim ama sadece mantık yürütmek bile korkan, umutsuz, depresif bir toplumdan çok başarılı robot tipler oluşturulabileceğini göstermeye yeterli...

Ve ısrarla inanmaya devam ediyorum ki, toplumu onarmanın, düzeltmenin yolu bireyden başlar ve herbir birey kendi adımlarının sorumluğunun farkında olmalı... Herşeye, tüm olumsuzluklara rağmen umut ile, neşe ile, aşk ile, çoşku ile adım atmaya devam etmeli... hergeçen an daha da coşarak... kendi enerjisini yükselten kişi her türlü kaosun içinde dahi güçlüdür, dengededir ve önce yakın çevresini yükseltir ve yükselen her değer zincirleme yükseltici rol oynar... tüm toplum için...

Daha da canlı, umutlu, neşeli sevgi dolu adımların tam da zamanı... Ne dersiniz?
Sevgiyle...
ND – 21.04.2008

6 yorum:

Brajeshwari dedi ki...

ne güzel bir yazı...

Dünya değişmekte gerçekten... Pippa'nın trajik sonu ile ilgili bu haftanin karikatur dergisi "uykusuz"da soyle bir trajik karikatür vardı..Tecavüz mağduru bir kadının, kapısı caliniyor..Tüm medya mensubu kişiler kapida toplaşmış, bir gazeteci italyanca bir soru soruyor.Kızın yüzü morluklarla dolu..Kız "buyrun" diyor..İştahı kabarık -haber peşinde koşan Gazetecilerin konuşma balonundaki yazı ise şöyle " tüh ya türkmüş bu"...

Bu anektoduda yazmak istedim. Pippa'nın başına gelenleri küçümsüyorum sanmayın..Ama Türkiyede ve dünyada o kadar çok şey oluyor ki, bazıları daha haber değeri taşıyor-bazıları önemsiz kabul edilirken- bazılarından haberdar bile olamıyoruz..Olmak bile istemeyiz de çoğundan içimizi daha da acıtır diye belki de..

Hayat değişiyor..İnsanlar değişiyor..Biz bunlardan bu kadar haberdarmıydık eskiden..hayır..

Nilambara size katılıyorum.. Hepimizin birey olarak gelişmeliyiz önce.. Ülkeler, politikalar, vatanlardan önce hepimiz dünyalıyız..Belkide dünyada uzayda olduğu için uzaylıyız..Yok hiçbirimizin hiçbirinden farkı aslında..

Nilambara, siz mi soylemistiniz bana hatirlamıyorum ama yine aklımda kalmış güzel bir sözdür bu da.."Bir su damlasının dereye düşmesi bile, başka bir yerde birşeyi etkiler mutlaka" diye..

Bireyselliğimize de çok gömülmeyip, hırslarımızı-egomuzu -hayat denen madde dünyasında ben merkezciliğimizi bir yana bırakıp hepimizin bir bütünün parçaları olduğunu bilerek-aynı özden geldiğimizi bilmeliyiz gerçekten..ve bu bilinçle sadece kendimiz için değil, hepimiz için -birlik bilinci için işe ilk önce kendimizden başlamalıyız ki, damla gibi bizden başlayıp, kıyıya kadar varsın o minik dalga..

yine ellerinize sağlık..bu haberin yüzümüze -yüreğimize manşet manşet vurula vurula durduğu bu günlerde-aslında gazetelerin ve medyanın biraz da sizin gibi sadece haber değeri taşıması değil -düşünce yapısını da değiştirilebilmesini sağlamasını isterdim.o yüzden gazete okumuyor-haber izleyecek yüreği kendimde bulamıyor Tofu okuyorum sanırım.

Cheetos dedi ki...

Sevgili Nilambara,
yazını "ne dersiniz" diye bitirmişsin ya; ben "Dünyayı güzellik kurtaracak" derim, "kendimizi sevmekle başlayacak herşey.."
sevgimle...

Nilambara dedi ki...

Sevgili Brajeshwari o güzel sözü benden duymadın ama şimdi ben senden duydum ve çok sevdim :)

ve bir sonraki paragrafta çok güzel özetlediğin gibi, herbirimizin atacağı bir minik adımın çok güçlü ve etkili dalgalar yaratacak halkalara sebep olacağına eminim...

ve Sevgili Çiğdem çok haklısın, o halkaların merkez noktası kendimizi sevmek. İnanıyorum ki, kendini seven ve saygı duyan bir insan tüm güzellikleri de başlatır, en vahşi insanların arasında bile...

7zeytin dedi ki...

İsimlendirilmesi ve tanımlanması zor anlarda yaşamı bize bağlayan unsur içimizdeki enerji.Ben de bu enerjiyi arıyorum, ve paylaştığımda buluyorum.
o.

Nilambara dedi ki...

Sevgili Ozan, güzel olan da bu zaten :)
içimizdeki yaşam enerjisi paylaşıldıkça coşarak artıyor...

Sevgili Brajeshwari'nin de yukarıda çok güzel ifade ettiği gibi kişinin kendi üzerinde çalışması hiç te bencillik değil... dünyayı düzeltmek için çabalamakla hiçbirşey halolmuyor, inanıyorum ki kişiler kendilerini düzelttiğinde yani dayatılan robotlaşmaktan çıkıp gerçek doğasına, özüne döndüğünde zaten tanımlanamayan pekçok zor an düzelmiş olacaktır..

7zeytin dedi ki...

Yaşamak, yaşamak ve yaşamı yaşamak.
Can Yücel, sevilmek için sevmek gerek diyor.
Nilambra Türkiyede çok bilinen bir elaletleri fabrikasında 2 ay staj yaptım. "Drop Hammer" nedir bilir misiniz bilmem. Bu çok yüksek güçle düşen bir çekiç ve el aletleri üretiminde kullanılyor. AYNI SALONDA 4 TANESİ BAŞKA PRESLERLE BİRLİKTE çalışıyor."Bir tek Drop Hammer" bir insanı bayıltacak kadar çok ses çıkarıyor.Bu çalışmayı yapan işçi zaten bir nevi intihar ediyor. Herşey para kazanmak için.
Geride kalan bizler yaşamı yaşadıklarımızın değerini anlamadığımız için bugün bu sorunları yaşıyoruz.
Sahip olduklarımıza sahip çıkmak endişesi duymadan yaşıyoruz.
İnsanlık,sevgi, aşk, doğa, tüm güzelliklerin temelinde bunları yaratan büyük enerjiyi farkında olmamamız yatıyor." Drop Hammer" kafamıza düşmedikçe anlamak anlatmak çok zor olmaz umarım.
o