6 Mart 2008 Perşembe

Federico'nun Doğum Günü

22 Şubat Federico’nun doğum günüydü. Çocukları bir günde büyüdüklerine elbette inandıramazsınız. O bir günün bir yaşa bedel olmadığını onlar zaten biliyorlar.
Ama hediyeler; pastalardan, eğlencelerden de öte, doğum günlerinin en heyecanlı tarafları.

Çocukların yaşlılardan daha az oldukları; yaşlıların cömertliklerini, sevgilerini, büyüklüklerini gösterme olanaklarının sık olmadığı İtalya gibi bir ülkede; hediyeler nitelik ve nicelik bakımından abartılı olabiliyor. Akademiden aldığım ilk mütevazı maaşımla ben de Federico’ya ne hediye edeyim diye düşünmeye başlıyorum.

Gözümün önünden Ambra’yı sevindiren oyunlar, oyuncaklar ve bütün çocukluğu geçiyor. Sanatla, doğayla, yaratıcılıkla, benim çocukluğumdan taşıdığım kendi yaptığımız oyuncaklarımızla dolu bu deneyimimizi ana okulundan başlayarak ilkokul bitinceye kadar zaman zaman okulara da taşıyoruz.

Ambra henüz üç yaşında iken ana okuluna başlıyor. Erkeklerin mavi kızların pembe kutulu desenli önlükleri var. Öğretmen ile anlaşarak bir gün çocuklara frontaj öğretmeye gidiyorum. Yanımda iri pütürüklü yapraklı malta eriği, parlak manolya, bir el gibi parmaklara bölünmüş çınar yaprakları; metal paralar, akademinin ilk yıllarından kalma benim muşamba baskı kalıplarını götürüyorum. Bütün bu malzemenin üzerine büyük bir kağıt örtüp çocuklara mum boyalar ile kağıdı boyatıyorum. Çocukların boyalarla dokunduğu kağıdın üzerinde yaprakların biçimleri, damarları, sapları belirginleşmeye; metal paralar yazı-tura oynamaya; müşamba baskılardan ise akademinin ilk yıllarındaki acemi bir öğrencinin kumruları, ördekleri, soğut ağaçları çıkıyor.

Ambra bir sonbahar günü ilkokula başlıyor. Öğretmen sonbaharda yapılan dünya işlerini anlatıyor. Bunların içinde ekin ekmekte var. Küçük saksılar, bir torba dolusu toprak, buğdaylar, fasulyeler ve mercimeklerle okula gidiyorum.Topu topu yirmiuç kişilik bir sınıf. Her çocuğun bir saksısı var. Bu saksılara, küçücük elleri ile toprak dolduruyorlar. Buğday tanelerini koyup, üstlerini toprakla örtüyorlar. Plastik bir torbadan akvaryum gibi bir sera yapıp saksıları içine yerleştiriyoruz. Bir müddet sonra saksılardan incecik filizler fışkırıyor.

Birgün de ebru yapmaya gidiyorum. Beş litrelik bir bidonun içinde kitre, ebru teknesi, boyalar . Ne göreyim Roberta öğretmen yok. Yerine geçici bir öğretmen göndermişler. Fakat sesini çıkarmıyor, olup biteni merakla izliyor.

Çocukların Ebru teknesinin içindeki kitrenin üzerine silkeledikleri boyalar, kitrenin üzerinde yayılıyor. Renkler birbirlerinin içlerine giriyorlar. Çocuklar bir Mustafa Düzgünman’ın dergahtan gelen gizemi ile küçücük elleriyle bu oyunu, bu sırrı düz bir kağıdın üzerinde yakalıyor, ölümsüzleştiriyorlar. Bu dünyanın ne kadar çok süprizlerle dolu olduğunu bu süprizleri yakalamanın yollarının olduğunu görüyorlar.

Ambra içinde yaşadığımız toplumun etkin din kültürüne yabancı kalmasın diye, hiç olmaz ise ilkokulda din derslerine katılsın istiyoruz. Okuldan döndüğü bir gün Hz. İsa’nın zamanında çocukların pahalı olduğu için papirüsten yapılma kağıtlar alamayıp kırık çömlek parçalarının üzerine isten yapılma mürekkep ve kaz tüyü ile yazı yazmayı öğrendiklerini anlata anlata bitiremiyor.

Balkonda kırık saksılar, atölyemde nitrik asitin çinkonun üzerinde yaptığı hava kabarcıklarını temizlemede kullandığım kaz tüyü, şeker çini tekniğine renk vermek için kullandığım siyah is tozu, büyükçe bir cam kavonozda yetiştirdiğim papirüsum var.

Oturup 2000 yıl öncesinin çocukları gibi kendi yaptığımız mürekkep ile kırık saksı parçalarının üzerine kaz tüyü ile yazılar yazıyoruz. Ambra “ben bu malzemeyi öğretmenime götüreceğim.” diyor. “İyi” diyorum. Ambra bir sonraki derse kaz tüyleri, is tozu, kırık saksı parçaları ve plastik bir kavanozun içindeki suyun içine baş aşağı konmuş filizlenmeye baslamış papirüslerle gidiyor. Ben evin bir köşesinde kurduğum atölyeme dönüp çalışmaya başlıyorum. Dalıp gitmişim. Telefonun sesi ile işimden başımı kaldırıyor telefonu elime alıyorum. Telefondaki ses:
- Ben Ambra’nin din dersi öğretmeni Marsia Verdone, Ambra’nın babası ile konuşmak istiyorum.
- Benim.
- Ambra ile gönderdiğiniz malzemeye çok teşekkür ederim, çocuklar için çok yararlı oldu. Bu malzemeleri diğer sınıflara da göstermek istiyorum, bende kalabilirler mi?
- Dersi çok iyi anlattığınız için ben size teşekkür ederim, bütün söyledikleriniz Ambra’nın aklında kalmış. Malzemeler sizde kalabilir.

2000 yılı hristiyan dünyasında çok önemli bir yıldönümü. Hristiyanlar, Hz. İsa’nin 2000’inci doğum yılını kutlamaya hazırlanıyorlar. Roma’ya milyonlarca ziyaretçinin gelmesi bekleniyor. Yaz aylarında tatile giren okulların bazıları da otele dönüştürülüyor. Fakat yaz tatili bitip okullar başladığında ne görelim. Kirlenen sınıfların bakımı yapılamamış. Biz veliler sınıfın hemen badana yapılmasını istiyor, hatta bunu bizlerin yapabileceğimizi söylüyoruz.

İşin içine bürokrasi ve yazışmalar girmeye başladığında sınıfın yasal olarak badana yapılmasının olanaksız olduğunu anlıyoruz. Benim aklıma, yasal olmayan yollardan İstanbul’un duvarlarını boyarken ayakkabılarıma damlattığım kırmızı boyalar geliyor. Ambra hafta da bir gün okul sonrası okuldaki bale kursuna kalıyor. Ben de okulun koridorlarındaki sandalyelerden birine oturup bale dersinin bitmesini bekliyorum. Yine böyle bir gün okula bir elimde Ambra’nin bale elbiseleri, diğer elimde üç kiloluk plastik boya, iş önlüğüm ve badana fırçaları ile geliyorum. Ambra’yi bale öğretmenine teslim ettikten sonra sınıfa girip tavan hariç bütün sınıfı sarı badana ile boyuyorum. Böyle bir iş yüzünden kimsenin bana bir laf edemeyeceğinden emin olmama rağmen; sonra çocukların günlerce plastik boya kokuları içinde ders yapmalarına üzülüyorum.

Okulda çocuklarla birlikte yaptığımız, sonra çocukların üzerlerini süsleyip boyadıkları çiçek kurutma presi de var. İşte 22 Şubat 2008’deki Federico’nun doğum gününde Federico’ya ahşap bir çiçek kurutma presi yaparken bütün bu yukarıya yazdıklarım aklımdan geçiyor.

5 yorum:

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Sevgili Fatih,
Federico senin gibi gizli bir bahcesi, o bahcede sakli bogurtlenleri,bambulari, tepesinde Bengaldeslilerin bittigi mimoza agaclari olan, yeni yilda arkadaslarina gonderebilecegi mavili ebrulari yere doke saca yapmasina izin veren, ona bugune kadar gordugu en buyuk ve ucabilen ucurtmayi hediye eden, bakmasi, korumasi ve gozlemesi icin domates, biber fideleri ve kucucuk bir nar agaci veren, herkesten farkli bir arkadasi oldugu icin cok mutlu. Cicek kurutma presi de, senin farkli arkadasliginin bir sekizinci yas anisi olarak yer bulacak yasaminda..
Eminim Ambra'nin arkadaslari da, bu degisik babaya hep ilgi ve merak ile bakiyorlar ve size gelmekten cok hosnut oluyorlardir.
tesekkurler

Fatih Mika dedi ki...

Sevgili Mehtap,

Okul sonrasi Ambra'yi okulunun hemen yaninda ki Colle Oppio Parkina goturuyordum. Tabi okulun butun cocuklari da hep beraber orada oynuyorlardi. Ben ulu bir selvinin altindaki banka oturmus selvide oten florya ile laflasiyorum. Florya baska bir erkek florya oldugunu dusundugu benden daha guclu oldugunu gostermek icin makaralarinin tonunu yukseltikce ben de benim makaralarin tonunu yukseltiyordum. Birden yanimda Ambra'nin sinif arkadasi Giovanni'yi gordum. Bana ciddi ciddi bakarak "Sana bir soru soracagim ama dogruyu soyleyeceksin. Sen sanatci misin? Koylu musun? Bilim adami misin?"

Yukaridaki "bu degisik baba" tanimini yazdigini gorunce bu da aklima geldi.

beto dedi ki...

Sevgili Fatih,her insan başkalarının hayatına bu kadar renk katamıyor.''Ne zaman İstanbul'a kesin dönüş'' diye sormak istiyorum bencillikle.
Bende çicek kurutma presi istesem,
çok mu yüzsüslük olur?

Bu arada çeşitli yazarların farklı
İstanbul sokaklarını anlattığı bir
kitabı okurken,senin anlatım tarzının bu işe çok yakışacağını
düşündüm

Betül

Nilambara dedi ki...

Fatih, Ambra çok şanslı bir çocuk ve Giovanni'de çok akıllı :))

7zeytin dedi ki...

Okulun boyanması ile ilgili operasyona bayıldım.