17 Şubat 2008 Pazar

Ekmekten Ağaç


Brajabanita eğitimlerimizde “şükretme taşı” edinmemizi söylediğinde, evde bulunan yarı değerli taşlarımdan seçerim birini dedim içimden... Fakat hiçbirisini seçmedi içim... Aklıma her negatif düşünce geldiğinde, cebime elimi atıp şükretme taşıyla hayatımdaki güzelliklere teşekkür etmek adına seçeceğim bu taş, bana gelir diye beklemeye karar verdim..Yolda yürürken, taşlara bakındım..Güzel bir an yaşadığımda, o taşı aradı gözlerim - ama bulamadım.. Uzun süre şükretme taşına sahip olamadan, şükrettim elimi boş cebime ata ata...

Taa ki Taş beni bulana kadar...

Ev ekonomisini yeni evlenen biri olarak beceremediğimi düşündüğüm bir zamandı. Buzdolabında herşey artıyor.. Bozuluyordu.. Annem gibi, aldığımı değerlendirerek bu kayıbı önlemeyi becerebilecek bir öngörüye de sahip değildim henüz.. Kendimce yöntemler bulmaya karar verdiğim bir gün, evdeki kurumuş ekmeklerle işe başladım. Her gece kuruyan ekmekleri ıslatıp, balkona koydum.. Her sabahta kahvem eşliğinde, balkon kapısı açıkken, izledim misafirlerimin yemek yiyişini.... Evimin ilk yemekli misafirleri gibi bende bir mutluluk anlatamam... İçimden de birşeyde yapmıyorum yemek namına dediğimde oldu gülümseyerek.... Her sabah uyanmamı bekleyen kuşlar, ben ekmek kabını koyup-onları görebileceğim koltukta yerimi aldığım anda beliriveriyordu balkonda...

İşte yine öyle bir günün sabahı, balkona yemek koyduğum bir andı...Yerde duran siyah bir taşı gördüğümde gülümsedim. 14.katta oturuyordum. Bu büyüklükteki bir taşın imkansızdı gelmesi buraya.. Şükretme taşımı – yemeğe gelen misafirlerim hediye etmiş oldu sonunda... Belki de onların teşekkürüydü bu taş... Günler geçti,hediye ettikleri o siyah taştan sonra sanırım sıcak diyarlara göç ettiler ve gelmediler bir daha balkona...

3 ay önceydi... Havalar yine bu kadar soğuktu.Ama yağış yoktu böylesine.. Elimde sabah evde yiyemediğim kahvaltım ile alalacele arabaya binmek için otoparka indim. Bir yandan taşıdığım eşyalarıma sahip çıkıyor, bir yandan arabanın anahtarını bavul gibi çantamda ararken, otoparkın girişindeki ağacın üstüne tüneyen kuşları gördüm. Belli ki o ağaç çevrelediği beton kısımlarından dolayı daha az rüzgar alıyordu. Tünemek için iyi bir sığınaktı. Hemen kahvaltımın yarısını minik parçalara bölüp, onlara attım.. Biraz uzaklaştığımda hepsinin iki lokmalık ekmeğe üşüştüklerini gördüğümde –arabadan inip elimde kalan tüm yemeğin hepsini onlara verdim.. Teşekkür ettim, kahvaltımı paylaştıkları için .... Mutluluğumla doydum.. Her şükretme taşıma elimi değdiğimde, bana gelişini hatirlarken balkonda göz göze gelip selamladığım kuşlarda geliyor aklıma.... Benim selemladıklarımda, bunların akrabalarıydı mutlaka...

Gece olup, hava karardığında evin penceresinden bakarım.Geçenlerde elimde çay fincanım, yine pencere sefası yaparken, çöp kamyonlarının geldiğini gördüm. İstemsizce bakıyordum aşağıya.... Baktığım manzarada gözüme, birşeyler bulurum umuduyla kaçışan kediler takıldı. Mutfağa gittim.Hemen sabah için yeni bir eylem planı hazırladım. Her sabah ağaçta tüneyen kuşlara vermek üzere hazırladığım ekmek parçalarını plastik kaplara koyuyordum nasıl olsa. O gece kediler içinde yiyecek birşeyler hazırladım..Ve iki tarafa konmak içinde iki temiz su kabı...Çünkü temiz su, doğadaki hayvanların en zor bulduğu şeylerden biriydi.

Her sabah elimde iki büyük plastik kap ve sular, birini otoparkta bırakıyorum.Diğerini kilitli çöp dolaplarının önüne...Her gün bunu yaptığım zaman yediğim herşeyi paylaşmaktan içim hafifliyor.Ben gün içinde her ne yiyorsam,biliyorum ki o gördüğüm kediler de kuşlarda birşeyler yediler.. Yapabildiğim kadarıyla içim rahatlıyor... Onlara-onların yaşam hakkına saygı duyuyorum.. Hiçbir canlıyı öldürmemek iyi birşeydir...Ama yapabileceğiniz minicik şeyleri yapmamamız en kötüsüdür bence... Kuruyup atılacak bir ekmek parçası bile, onlar için ne kıymetli biliyorum.

Yine elimde kaplarımla bir sabah asansörde, 10.katta oturan hakim beye yakalandım. Bana her zamanki otoriter tavrıyla günaydın dedikten sonra, ellerimdekilerin ne olduğunu sordu.Bende birini kuşlara, diğerini de çöplerden medet uman kedilere verdiğimi söyledim gülümseyerek... Ardından da siz de yapın diye ekleyecekken, hakim amca somurtarak sözümü kesti..” iyi de, ya bunları yemeğe kurtlar gelirse buralara şimdi...kurtlarla uğraş sonra “ Hakim amcaya diyecek çok şey buluyordum ama benden büyük olduğu için kendimi zor tuttum..”o zaman, bu ekmekleri kurtlar yer” dedim net bir şekilde... Kurt, kedi,köpek, kuş ne farkederdi ki...Yesinler diye koyuyorum yemekleri... Aç kalmasın hiçbir canlı... Asansör aşağı inene kadar da devam edemedim konuşmaya.. Her türlü sabatoja karşı, yemek yerlerini değiştirdim..Kurtlarda yese helal olsun diye diye...

Her gün eve döndüğümde yada yemeklerin bir yenisini koyduğumda kapların boşalmış olduğunu görüyorum ve mutlu oluyorum. Paylaşmadıkça bereketin olmayacağını biliyorum.. Doğanın her parçası saygıyı hakediyor.. Yaşama saygısını... Onlar yoksa bizde yokuz.. Biz sadece kendimizi düşünürsek, onlar varlıklarını sürdüremezler. Çünkü insanız ve benciliz.. Ağaç keser, kedi kovalar, kuşlara taş atar yaşarız sanıyoruz... Çokta güzel yaşarız sanıyoruz..



Kar yağıyor...Yarın Hurriyet gazetesinde çıkacak bir haberi, bugün mail yoluyla bir arkadaşım yolladı.. İçim ürperdi... İsmail, biri engelli olmak üzere 3 çocuğu ile yönetimin verdiği asgari ücret ile geçinmeye çalışan bir apartman görevlisi...Kar yağdığı için, yemek bulmakta zorluk çeken ve olası yemekleri de karlar altında kalan kuşlara, ekmekten ağaç hazırlamış.. Kendi ekmeğinden bir fazla ekmek alarak.... Bir ekmek çok birşey değil belki gözümüzde.... Ama bunun için yapılan emeğe, düşünceye saygı duydum.. Sevindim.. Sevdim İsmail’i... Dedim ki iyi insanlar var hala.. Ne güzel dedim.. Aç kalmıyor İsmail’in evinin yakınlarında da kara rağmen, soğuğa rağmen yaşamaya çalışan kuşlarda...

Kar yağıyor hala... Biz sıcak evimizde otururken, sıcak yataklarımızda tatlı uykular uyurken kar yağmaya da devam edecek gibi.......

Sabah Hakim amcaya inat, bende ekmekten bir ağaç yapacağım yarın.... Keşke herşey çikolatan olsun diye düşler kuran bizler gibi, ekmekten ağacı gören kuşların mutluluğunu tüm gün içimde taşırım gülümseyerek.... Biliyorumki bu çetin kış mevsimi geçtiğinde onlarda şarkılarını getirirler bana..... Bende şükretmeye devam ederim, herşeye rağmen doğaya, hayata ve yaşama.... Elimde hediye edilmiş siyah taşım, kuşların cıvıltısıyla...

9 yorum:

Cheetos dedi ki...

yazınızı okuyunca ben de kedilerimi hatırladım. her sabah uyanır uyanmaz otomatiğe bağlanmış şekilde direk cama gidip sokak kedilerimize mama veriyorum, kaplarına sıcak su ekliyorum; onlar mutlu, ben mutlu.. :)
paylaştıkça çoğalıyoruz..

Nilambara dedi ki...

İsveç'te en çok hoşuma giden şeylerden biri de marketlerde büyük bir reyon içinde satılan çeşit çeşit "kuş yem"leri idi. Üstelik, bulunduğum yer Stockholm'ün 6 saat kuzeyinde, Norveç sınırına yakın, 800 kişi nüfuslu, ekim ayından nisan ayına kadar hep kar altında olan küçük bir köydü ve bu köyün marketindeydi "kuş yemi" reyonu.

Eşi İsveçli, Türk arkadaşım ile beraber adı köy olan bu modern şehircikte harika bir 15 kış günü geçirmişdik. Thor, bahçelerine yakındaki ormandan bulduğu kurumuş minik bir ağaç dikmişti kuşların yemlerini asmak için ve hem özenle hazırladıklarını hem de marketten aldıklarını asıyordu.

Bir ipin ucundan sallanan top şeklindeki bu yemlerin hazırlanışını öğrenmiş ve not almıştım, ayrıca geçenlerde Murat Pilevneli’nin sitesinde de yapımına rastladım. Belki denemek istersin Sevgili Brajeshwari. Hem kurtlar yetişemez hem de dekoratif olduğundan hakim amca da mutlu olur :)

http://bahcevan.com/yeni-yila-girerken-araucaria%E2%80%A6vizyon-dekorasyon

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Once haberlerde kar altindaki Ankara'yi izledim ve olene kadar hergun ama hergun kuslara ekmek veren anneannemi, hala sabahlari mutfak caminin onune ekmek kirintilari koyan annemi, soguk havalarda yeni yetisen agaclarin diplerine sicak kul koyan babami, yillarca kapimizin onune hergun ayni saatte gelen, komsularimizin acimasiz hos gorusuzlugunden korka korka yemek verdigimiz sakat kedileri filan dusundum..
Sonra gecenin bir vakti bu yaziyi buldum.
Seni dusundum; sabah, elinde is cantan, asil cantan, telefonun, anahtarlarin ve yiyecek kaplarinla..
Gulumsedim..
Cok severek okudum yazini..
Bu arada sukretme tasindan belki bir vesileyle bahsedersin diye umuyorum..

Brajeshwari dedi ki...

Sevgili Cigdem
yanliz olmadigimi bilmek guzel... biliyorum Tofucanlar merhametlidirler.. bizi okuyanlarda öyledir..Ne güzel...

Nilambaracimm...
dediginiz siteye baktim..İlk kus yemi topumu hazirlayip bu sabah agaca astim.Yanliz topu gormeliydiniz:) Guclu ona yemek hazirliyorum sandi süslüsünden..sonrada kuşlara diyince bozuldu..bir ara fotograflarini cekerim kuşlara yaptigim toplarin..

Sevgili Mehtap
:) tesekkur ederim..Ben canlilara iyi davrananlarin korunduklarına inanirim..Anneannem soylerdi.. Kediler beslerdi o da sokakta..Sen ve senin aileninde iyikalplilikleri ve dogaya saygi duyarak beraber yasayabilmeyi basardiklari icin mutlaka tanrı tarafindan onurlandirildiklarını düşünüyorum..Sizin aile olarak parıltınızdan belli bu..

Fatih Mika dedi ki...

Sevgili Burcu,
Yazina yazi mi, yoksa yorum mu yazayim sasirdim.

Simdilik yaziyi baska bir zamana birakiyorum.

Bes yil once, simdi oturdugumuz eve tasindigimizda, en guzel supriz mahallemizin bir kus cenneti olmasi idi. Televizyon antenlerinde kafeslerden kacip uremis mavi goguslu yesil papaganlar, sokaklarda ki bodur agaclarda saka ve florya yuvalari, apartmanlarin avlularindaki sarmasiklara yuva yapip ambulanslarin sirenlerini taklit eden karatavuklar, otombillerin alarmlarini taklit eden sigirciklar. Hele yanimizda ki okulun en son katindaki depo olarak kullanilan sinifin kirik camindan iceri girip yuva yapan siyah kuyruk sallayan.

Cocuklugumda canlarini cok yaktigim saka kuslarina vefa borcumu odemek icin ilk ilkbahar balkonu reyhanlarla doldurdum. Evdekilere de binbir tembih “sadece su saksidakileri yemeklerde kullanin, digerleri tohuma kacsinlar, kuslar gelsip yesinler istiyorum.” . Bizimkiler reyhan gerektigi zaman sanki baskasinin bahcesinden calarmis gibi heyacanlanip saksilari karistirsalarda, en sonunda benim reyhanlar cicek acip tohuma kactilar. Ama bizim balkonda cit yok. Hic bir kus ortalikta gozukmuyor. Bir gun sokaktan kafami sekizinci kata kaldirip bizim balkona bakinca ne goreyim ustt kattaki komsumuz balkonuna kocaman gok kusagi renklerinde bir baris bayragi asmis. Icimden "git simdi savas cikar" dedim.

Neyse yaz geldi biz Turkiye’ye tatile gittik ve kedimiz Minoo’yu bir arkadasimiza, ciceklerimizi sulamayi da baska bir arkadasimiza biraktik.

Tatilden dondugumuzde balkonun pancurunu acmaya gittigimde ne goreyim, benim reyhanlarin tohumlarinin arasinda iki saka kusu.

O zaman bizim balkona neden kuslarin gelmedigini anlayip rahatladim. Icten ice kuslarin benim sabikali gecmisimi kesfettiklerini dusunuyordum. Ama bu isin suclusu kedimiz Minoo idi.

Brajabanita dedi ki...

Secret kitabinda sukur tasi ile kismi okudugumda cok hosuma gitti, ilk basta ben uygulamaya basladim, uygularken ve gerek dostlarim gerekse arkadaslarima tavsiye etmistim...Oncelikle Brajeshwari, ne kadar guzel uygulamissin, ve tasini cagirmissin sana sukredenler, tesekkur edenlerin verdigi cok degerli bir tas elindeki..... buyuk kucuk deger yoktur hepsi aynidir der sevgili hocam Birol bey ve Sevgili Hakim bey de cok degerli onu karsina cikarttigi icinde sukret...Kuslar ve tasin sana sukretmeyi animsatirken Hakim amca da senin gorevini animsatiyor SEVGIDE KALMAYI - Tum sevginle bagisla ve ozgur birak Hakim amcayi....Sana gorevini animsattigi icin onu her gordugunde sukret tipki her sukret tasina elini degdigin gibi...Seninle gurur duyuyorum, yurege dokunan yazilarinla gurur duyuyorum, hep sevgide kal ve hep isik oldugunu animsa canim didicigim....

berrin açılmış dedi ki...

kuşları severim
diğer canlılarıda
güvercinler farklılar
insanlar gibi
sahipleniyorlar
benim terası sahiplendiler
becerebilseler
sen git diyecekler
bütün yaz pisliklerini temizliyorum
ki
bu hiçde hoş bir durum değil/
tek nane sevmiyorlar
diktiğim herşeyi yiyorlar en çokda maydanoz seviyorlar - serçelerede kötü davranıyorlar
evin içerisine girip /dışarı çıkmak için yolu bulamıyorlar ve gidin evimden diye bağırmak zorunda kalıyorum
zaman zaman
evde tek başına filmindeki kuşçu kadına benzediğimi hissediyorum
ki
bu gerçekten kötü bir his

7zeytin dedi ki...

Dalgaların arasından kıyıya
yakamozaları düşen balıkları
balkondan izlemek


karatavuk ve sığırcıkları
sevmek deniz kıyısında
yaşam nerede olursa olsun
yaşamı sevmek
utanmamamak
yaşamın hiçbir halinden
yaşama küsmemek

korkarak ve gizli gizli bazen
paylaşmak kendin için sakladıklarını

ne büyük çelişkiler var yaşamda
kolu kırılan zeytin ağaçları gibi yıkılan ülkeler
sobada kömür gibi kül olan
yanan hayaller
yokettiğimiz canlılar
büyüyen göbekler ve servetler

ve yaşamak için kendine bir ülke bir parça toprak ve su ve bir evin bir balkonunu arayan serçeler

bencillikler yüzünden bir gün
yaşamak için kendine bir ülke
bir parça toprak ve su ve bir evin bir balkonunu arayan ...

24.02.2008



yaşamı paylaşmak adına
Brajeshwari arkadaşımızı güzel yazısından dolayı kutluyorum.

Brajeshwari dedi ki...

guzel yorumunuz icin tesekkur ederim..hosgeldiniz sitemize bu arada..

7Zeytin niye? neden gercek isminiz degil..ilk yazinizda belki anlatirsiniz bunu...yada isminizle varolursunuz aramizda..hepimiz isimlerimizle gercek hayat nicklerimizle buradayiz..

hayir sorun degil bir yandan da..Sonra samimi olunca isme takildigi gibi tamlamalar takmakta sıkıntı yasariz sonra diye...

yine de hosgeldiniz.