12 Haziran 2007 Salı

Evimi özledim...


Her akşam evimdeyim, sabaha kadar ama gene de özledim, evimi yaşamayı özledim.... Sabah kahvaltıdan sonra, pencerenin önündeki koltukta gazetemi okuyup kahvemi içmeyi, tembel tembel mecmua karıştırmayı, kanapeye uzanıp kitap okumanın lezzetine elmamın lezzetini katmayı, müzik cd’lerimi dinlemeyi, sinemada film izlemeyi, hatta bir türlü sevemediğim komşuculuk oynamayı bile özledim... koşturmadan yaşamayı özledim...
Zaman su gibi akarken, yarışmayı değil birlikte su gibi akmayı özledim...

25 yıl ne kadar çabuk, ne kadar dolu ve güzel geçti. Üniversite bitti, çalışmaya başladım hep evimin özlemini de içimde taşıyarak :) Emekli olur olmaz ayrılma, çalışmama kararı ile, bu kadar yıl boyunca, severek çalışsam da...

İlk yıl zorlu ama çok başarılı bir süreçti. Çok çok başarılı idi çünkü, aile şirketinde çalışmayı rededip gazete ilanı ile iş buldum, gittim görüştüm ve bu iş bayanlara uygun değil, yapamazsınız dedi müstakbel patronum. İlk kamçı geldi... aniden dört elle sarılıp, bay ya da bayan farketmemeli bu işte, doğru perfermonsla herkes yapabilir bu işi kararlılığı sergilendi... aradan birkaçgün geçti, aradılar “yarın gelin başlayın çalışmaya”... Mutluluktan coştum ve sonra duruldum... ikinci önemli aşama, babamın haberi yok bir işe başvurduğumdan, onu ikna etmek hayli zor olacak... sabah işe başlayacağım ve kıvranıyorum babama nasl söyleyeceğim... büyük an geldi çattı... yaklaşık 3-4 saat süren sohbetin son kararı “Peki, madem ki kendine bu kadar inanıyorsun, sana 1 ay süre, çalış dene bu 1 ayın sonunda tekrar değerlendirelim...” tekrar coştum... ve bu sektörde Ankara’daki ilk bayan eleman olarak çalışmaya başladım. İlk ayın sonunda maaşıma ilaveten iki katı prim aldım, çünkü bir patron olmaz yapamazsınız demiş ti bir de babam henüz net olur vermemişti, yapabileceğimi göstermeliydim... Bu bir ayın sonunda ne mutlu ki hem patronumdan hem babamdan onay alarak keyifle çalışmaya devam ettim. Aylar geçti, bir gün patronumuz beni ve daha sonra işe başlayan iki bayan arkadaşımı odasına çağırdı ve geleceğe dair planlarımızı sordu “başarılı bir iş hanımı mı başarılı bir ev hanımı mı olmak istiyorduk?” Her iki arkadaşım da “başarılı bir iş hanımı” cevabını verdi, ben cevap veremedim epey düşündüm, çelişkideyim... “başarılı bir ev hanımı ve başarılı bir anne olmak istiyorum” du cevabım aslında, zaten “başarılı bir iş hanımı olabileceğimi biliyorum artık”... ve farkına varmadan cevabım döküldü “her ikisi birarada olamaz mı, mutlaka birinden biri mi olmalı?”
Herneyse, seneler geçti, her iki arkadaşım da birkaç yıl içinde evlendi, anne oldu, uzun zamandır biri ev hanımı diğeri ise homeofisinde... :)

Seneler nasıl da su gibi akıyor... 25 dolu yıl geçti, coşkuları, mutlulukları, travmaları, hüzünleri ile... ve son 20 yılı kürkçü dükkanı aile şirketinde...

Ve bugün tam 13 yıl doldu, sevgili babamın gurur dolu son gülüşünün ardından...

5 yorum:

BuRcu dedi ki...

Nilambara,
bende evimden cikarken, gözüm arkada kaliyor hep.Ayni keyifleri ozluyorum bende.Anneme seni kiskaniyorum dedigimde bana" daha calis -simdi calisma zamani " diyor hep..hic te sevklenmiyorum bu cumleyi duydugumda..

yine de evi ozlemenin, evde guzel vakit gecirmekle ters orantili oldugunu dusunuyorum..mesala dün eve 10'da geldim, koltuklari opecektim neredeyse....:P

isiniz konusunda da cok guzel yazmissiniz..Nedense babaların gururu unutulmaz oluyor..Annelerde torunları olunca ayni gururu yasiyor sanirim..

Adsız dedi ki...

Sevgili Nilambara,

Bu guzel yazinin sonunda ki ev ile yazinin basinda ki ev galiba ayni evler degil.

Bir tanesi sizin kurup savundugunuz bir kale iken, digeri "gurur dolu son gulus" tarafindan sizi de savunmak icin kurulmus bir kale.

Fatih Mika

beto dedi ki...

Sevgili Nilambara on yıldır çalışmayan,iyi bir evhanımı olmadığını bilen ve istemeyen ,ama iyi bir anne olabilen ben şiddetle
çalışmaya devam etmeni dilerim.
Keşke hepimiz birgün çalışıp ,
birgün tatil yapabilsek.

Beto

berrin dedi ki...

şimdi nilambara
ben aklımdan geçenleri yazsam
sen
kapatın gözlerinizi..
ne kadar ayıp
kimse okumasın:))
diyeceksin
o yüzden birşey söylemiyorum

Nilambara dedi ki...

Sevgili Fatih,
Haklısın, galiba evlerin farklılığı sürekli savunma pozisyonunda olmanın verdiği yorgunlukla, savunulan kalede olmanın rahatlığına kısa ve gecici bir özlemden kaynaklanıyor... neyse ki geçti :)

Betül'cüğüm, çalışmaktan hiç şikayetim yok gayet keyifliyim de galiba bir süredir uzak kaldığım hobilerimi özledim :)

Berrin'ciğim, en kısa zamanda, aklından geçenleri e-mail olarak bekliyorum lütfen, beni fazla merakta bırakma :)))