19 Haziran 2007 Salı

Babaannem...

Bugün biraz sakin bir gün ve bugünü sizlerle paylaşmak istedim. Biraz da değişiklik yaparak, stoktan değil, gündemden değil, geçmişten bir fotoğrafı paylaşalım istedim...

Babaannemi düşünüyorum günlerdir, hep aklımda... Hani bir söz vardır, “canı rahmet istedi” diye... Galiba çok istedi canı ki hep aklımda ve hep gülümsetiyor beni bu aralar. Herkesin babaannesi özeldir ama benim babaannem biraz da farklı galiba, bazen keşke biraz ona çekmiş olsam diye düşünürüm.

1903 doğumlu babaannemin, 18 yaşında evlenene kadar yaşamı köyde, at üstünde ve sırtında tüfeği ile geçmiş. Birinci Dünya Savaşı yıllarını babaannemden dinlemek büyük bir keyif ti, Yunan askeri Haymana Ovasına, köye kadar gelmiş. O yıllarda henüz 14-15 yaşlarında olan babaannem, tüm köy halkının mücadelesini anlatırken o acıları esprileri ile yumuşatarak tam bir keyfe dönüştürmeyi çok güzel becerirdi. Yeter ki tüm torunları (sayıca hayli kalabalık) dizlerinin dibinde olsun.

Çocukluğumda, babaannem dağ gibi bir güç timsali idi benim için. Uzun ve güçlü bedeni, dimdik omurgası, adımlarının kararlılığı, mağrur duruşu ve aile üstündeki yumuşak hakimiyeti... ve hepsinden önemlisi cesareti...

Dedem üç savaşa katılmış, bunlardan birinde Yemen’de esir düşmüş, kaçmış ve Suriye’li bir aile koruması altına almış. Dedemin anıları ise apayrı bir yazı değil roman konusu, neyse ki yaşamının son yıllarında babama sayfalar dolusu not aldırmış, o yılları anlatmış.

Buarada, 6 tane çocukları olmuş, en büyükleri babam. Ablam doğduğunda, dedem ablamın adını Dadüşe koymak istemiş, esaret sonrası dedemi koruması altına alan Suriye’li ailenin kızlarının adı... Ablamla hep babaannemi minnetle anarız ki dedeme engel olmuş ve ablamın adı Selma olmuş :)

Bu yazı çok uzar, daha kısa kesmeye çalışacağım söz :)

Babaanneme hayranlığım biraz da cesaretindendir. Yaşamının ilk yılları köyde ve sonrası ise hep asker yolu gözleyerek, buarada 6 çocuğunun sorumluluğunu tek başına üstlenerek önceleri Haymana’da sonra Ankara’da geçen mücadele dolu yılların, ikinci dünya savaşı döneminin sıkıntılarının içinden ailesini kanatları arasında koruyarak, tüm çocuklarını en iyi okullarda okutarak dimdik ayakta durmasındandır...

1960ların başında dedem de henüz hayattayken, halamı üniversite sonrası Amerika’ya master için yollamaları, tüm çocukları için yaptıkları fedakarlıklar ve babaannemin yakından şahit olduğum son 40 yılı...

Halam, master sonrası Erzurum Üniversitesinde Öğretim Görevlisi olarak çalışırken, Norveç’li Profesörü ile birbirlerine aşık oluyorlar, evleniyorlar ve babaannemin farklı ve hepimizi şaşırtan bir yönü daha ortaya çıkıyor. Halamın eşi Ottar, UN-FAO da çalışıyor ve dünyayı dolaşmaya başlıyorlar, 3 er 5 er yıl Pakistan, İran, İtalya, Belçika... Daha pekçok yer... Henüz, ilk gençlik yıllarımdayım, ‘70ler ve babaannem tek kelime yabancı dil bilmeden halamın ardından tek başına, onlar hangi ülkede ise o ülkeye gidiyor, geziyor ve hediyelerle dönüyor ve gezdiği ülkeleri tek tek bizlere anlatıyor. Sanırım bu gezgin yönüm bana babaannemden miras, yeni ülkeler yeni kültürler keşfetmeye ve gezmeye doyamıyorum... “Gökte düğün var deseler, merdiveni nerde derim” misali, bu yönüm kesin babaannemden miras... “Hasta olduğumu farkettiğiniz an beni arabaya atın gezdirin” derdi. Gerçekten de evden hasta çıkar ve gezmeden sapasağlam keyifli dönerdi.

80’li yaşlarında Hac’a gitmek için tutturdu, doktoru izin vermedi, kesinlikle yollamayın sağ dönenmez dedi. Babaannem bu, doktor ne bilsin, tanımaz ki o kadar da... Engel olmak mümkün mü? Havaalanında babaannemi yolcu edişimizi hatırlıyorum... Uzaak akrabalardan iki hanımla karşılaşıldı alanda, tesadüf aynı gruptalar, tüm aile babaannemi bu iki hanıma emanet etti, biraz mutlu biraz hüzünlü yolcu ettik babaannemi tüm evlatları, gelinleri, damatları ve torunları... ve büyük gün geldi, babaannem dönüyor çok şükür, gene tüm aile efradı havaalanına karşılamaya gittik... O muhteşem sahne hala gözümün önünde, uçağın kapısında babaannem göründü, o iki hanımın arasında ortada dimdik ve pırıl pırıl gülen bir yüz... Hepimizin yüzü aydınlandı ve biraz sonra kahkahalarla çınladı alan, babaannem ortada dimdik ti ama o iki hanım biraz bitkin hatta bitap düşümüş, zor yürüyorlardı, babaannemden güç alıyorlardı... :)

Nur içinde yat sevgili Babaanneciğim, biliyorum sen oralarda o esas alemde de gezecek yerler buluyorsundur, orada da her soyduğun salatalığın kabuğunu yüzüne koyuyor, ellerini salatalık suyu ile ovuyorsundur...

Aaa buarada aklınızda olsun, unutmayın lütfen, beni ne zaman biraz hasta, biraz keyifsiz görürseniz dinlemeyin atın arabaya, dilim naz yapsa da gönlüm hazırdır emin olun gezmelere gitmeye :)

8 yorum:

BuRcu dedi ki...

bu babanneler boyle sanirim.Eski toprak denir ya..ben hep biz onlarin yasina geldigimizde nasil oluruz diye düşünüyorum..En çok korktugum da teknolojiden anlamayip- uzak kalmak olmak..:)

korkuma bakın..belim bükülür diye korkmuyorum yalniz...

Selen dedi ki...

E bir gezi şart oldu artık tüm tofucanlara bence... Çöl, dağ, deniz, İtalya falan derken bir gezme özlemi depreşti galiba hepimizde... Şu temmuz yoğunluğunuz bitince bir hafta sonu gezisi organize edelim hep beraber, ne dersiniz Nilambara?

Nilambara dedi ki...

harika olur Selen'ciğim, bu fikrini ilk toplandığımızda değerlendirelim hep beraber :)

Adsız dedi ki...

Ben babaannemi tanimadim ama anneannem ilginc bir kadindi. Olum doseginde iken de son gunlerini paylasmak nasip oldu, bilincinin gidip geldigi o gunlerde bilinc altinda ne kalmis ise anlatti.

Oldugu zaman Istanbul'da Edirnekapi'da buyukbabamin mezarinin yanina gomuldu.

Istanbul'da oldugum gunlerden birinde, Edernikapi Mezarligi'nin yaninda ki yer alti gecidinden otombil ile geciyoruz, kardesim arabanin kornasini caldi. Korna calinacak hic bir neden yoktu. Kardesime neden kornayi caldigini sordum. Meger anneannem demis ki "Ben oldukten sonra buradan her gecisinizde bana bir corna calip, merhaba deyin"

Torunlari sozlerinde duruyorlar.

Fatih Mika

Nilambara dedi ki...

Harika!
Anneannen hayatına espri katmayı bilen biriymiş belli ki Fatih, ölümünden sonra bile katmaya devam ediyor, ne hoş :)

Brajabanita dedi ki...

Nilambaracigim, uzun bir araliktan sonra boylesine guzel bir yazi ile karsilasmak ne hos... Yazmalisin babanin kaleme aldigi dedenin anilarinida .....Bu yetenek varken sende onlarin raflarda kalmasi yazik olur...Ailenin ve sesnin deneyimlerinden yararlanmali herkes...:))

Nilambara dedi ki...

Aman Brajabanita'cım, güzel görüşlerin için çok sağol da öyle yararlanılacak bişeyler yok canım, sadece gülümseten hoş anılar :))

beto dedi ki...

Nilambara ne kadar şanslısın.Ben
dedelerimi hiç tanımadım,sadece
kısacık babaannemi tanıyabildim.
Bu yüzden sana imrendim.

Beto