13 Nisan 2007 Cuma

Ah İstanbul


Ben yaşadığı yeri sevemeyen biçareyim. On yıldır İstanbul'da yaşıyorum, bütün gerçekliğiyle. Büyük metropol, dünyanın en güzel şehri, eşi benzeri yok tanımlamaları aslında gerçek eğer halka karışmayıp, ulaşımını helikopterle yapıp, bir de boğazda yalıda yaşıyorsan İstanbul için söylenenler doğru. Ben yukarıda yazılanların hiçbirine sahip değilim, üstelik sıkı bir Ankara'lıyım. Aslında son geldiğimde artık Ankara'da da yaşamak istemediğimi fark ettim, bana İstanbul'dan daha yabancıydı. Ama Ankara'lı olmanın insanın kişilik kalitesini arttırdığını söyleyebilirim. Ankara'da insanlar kültürlüdür, insana ait iyi özellikleri belirgindir, malesef İstanbul , insan da var olan kötülükleri ortaya çıkartırıyor.

Ben safımdır, her sene İstanbul için söylenilenlere kanarım onu sevmeye çabalarım. Bu sene İstanbul'da denizle haşır neşir olmaya karar verdim. Haşır neşir derken yanlış anlaşılmasın, sadece yüzeyinde giden araçların aracılığıyla.A slında amacım yelken yapmayı öğrenip kızımla marmara'ya çıkmak. İlk gün heyecanla , marinaya gidildi. Teknede kendini bilmez ben, bu işte bana önayak olan komşumuz Tankut, Tankut'un evlilik kaçkını arkadaşı Sidar, Sidar'ın deniz aşığı arkadaşı Devrim. Teknenin adı Didoş, Devrim'in eşinin adı. Devrim çiçek çocuk havasında, saçları seyrelmiş, beyazlamış, uzun atkuyruğu, gözlerinde yuvarlak küçük güneş gözlükleri. belliki olayları sevgi eleğinden geçiren bir arkadaş. Onunla konuşurken John Lennon İmagine şarkısıyla fonda müzik yapıyor. Sidar, Akut vari bir şahsiyet o da iyi . O gün çölde safari tadında giyinmiş , safari Tankut zaten daha önceden tanıdığımız komşu dostumuz.

Bu birbirinden alakasız kişilerin oluşturduğu topluluk denize açıldık, açıldık derken yanlış anlaşılmasın kara yüzme mesafesinde.İ şte tam o noktada rüzgar bayıldı, denizde kıpırtı yok hali. Bizim yelken öğrenebilmemiz imkansız ama ortam çok iyi. Bahar güneşi yüzüme vuruyor, kıştan çıkmış kemiklerimi ısıtıyor, uzaktan sisler arasında adalar görünüyor, uzaktan vapurlar geçiyor.... işte tam o anda zaman benim için yavaşlıyor, bütün koşuşturmalar karada kalıyor, ben artık farklı bir boyuttayım. Sidar haziranda evleneceği müstakbel eşinin, babasından bahsediyor, Tankut ahşap tekne yaptırıp farklı kültürel turlar yapmak istiyor, Devrim hadi birkaç düğüm öğrenelim, diyor fonda John Lennon şarkı söylüyor ......... Bu durağanlık birkaç saat devam ediyor. Ama belli ki rüzgar bizi istemiyor. Karaya dönüyoruz . İstanbul'dan başka yerlerde yaşamak isteyip, türlü nedenlerle bunu başaramayan dört kişi hayata kaldığımız yerden devam ediyoruz.


Beto

5 yorum:

Burcu dedi ki...

oh betülde aramizda..
onu sitenin ferdi kurslar ve hobiler müdürü yapacagim:P

berrin dedi ki...

betül
ohhhh bu aralar kurs patlaması yaşıyorsun...yelken ekibini tuttum...68 kuşağı gibi

Brajabanita dedi ki...

Epeydir sende kayiplardaydin, insallah Ankara'ya geldiginde hep beraber oluruz ve sonunda tanisiriz. Istanbul'la ilgili dusuncene katiliyorum..Sevgiler

Nilambara dedi ki...

Betül'cüğüm özledim seni o güzel dört haftasonundan sonra boşluk hisediyorum bazen haftasonlarında :))
İstanbul'un harika bir yönünü yaşamışsın, ne hoş... Aslında suyla haşır neşir olmak, içinde ya da üstünde, nerede olursa olsun harika... bozkırda doğup bozkırda yetişen ama çılgın bir deniz aşığı olan ben inanılmaz özendim, denizin kokusunu burnumda hissettim :)
aylarca hatta belki yıllarca yaşayabilirim, dört tarafım sadece deniz olsun yeter başka birşey istemem...

Adsız dedi ki...

Sevgili Betul,
On yil oldu gorusmeyeli.Ankara asigi bizler hepimiz baska baska yerlere uctuk.Neyseki hepimizin baglantilari sonunda bizi bir sekilde Ankara'ya getiriyor.
Istanbul'a gelince.Zorluklarini cirkinliklerini gorme.Denizi yeter,martilari yeter.Sokaklarinin renkliligi yeter.Sokagin kosesinde taze cicek saticilari yeter.Keyfini cikar.Dunyanin en guzel sehirlerinden birinde yasiyorsun..Zor ama tadi orda.
Bu sene gorusmek dilegiyle.

Gulcin