16 Mart 2007 Cuma

sigara ve ben


annem sigarasiyla arkadas olan biridir. hamileyken birakan ama sonra devam eden biri. mutfakta yemek pisirirken icmez, sokakta icmez, minik cocuklarin oldugu ortamda icmez. dusunceli oldugu zamanlarda ("ah bu kizim ne zaman yerinde oturacak dusunceleri", "ah ne zaman sabirli olacak" olan dusunceler), kahvesiyle, sohbet ederken, kitap okurken, bahcesinde kuslarin seslerini dinlerken sigarasini yakar ve sessizce kendisiyle dialoga gecer. ona ziyarete gittigimde kendi evi olmasina ragmen sigarasini disarda icer. cocuklugumdan beri sigara dumanini pencereye dogru uflemistir. ben dudaklarima sigarayi alip icermis gibi yaptigim zaman cok kizardi, "yapma kizim, hic bir zaman icme" derdi. abim onun sigara paketini buzluga saklamisti, bi kez balkondan aşaği atmistim, baska bir sefer tek tek sifondan cekmistim... surekli paradoks halinde yasadim. eger benim icmemi istemiyorsa neden kendisi iciyor. eger bu evde iciliyorsa ve sagliksizsa neden iciliyor. icilmeyecek bir seyse ben nasil bununla yasamaliyim. bu sorular bugune kadar devam etmistir.

bir kac aydir is yerimizde sigara icen arkadaslar aslinda cogu yabanci uzmanlar odalarindan cikip koridorlarda yuruyus yaparken sigara dumanlarini herkese bulastirdiklari icin tepki gormeye basladilar. 4 senedir icme yasagi yokken birden "lutfen balkonda icin" demek tabii ki gerginlik yaratti. her seferinde "rahatsiz oldugum sey sigara, siz degil" dedigim zaman anlayis kapasite artiyor ama yine de mutsuzluk var. mutsuzluk baska problemlere yol aciyor. sevdigim insanlar sigara iciyor ama bu demek degildir ki ben onlari sevmiyorum. ikisini ayirmak istiyorum ve bazen basaramiyorum. ne kadar bir insani oldugu gibi sevmeliyim desem de icimde, sigara konusuna gelince zorlaniyorum.

herkesin hayati kendi hayati. herkes nasil isterse yasar. ne yapmak istiyorsaniz onu yapmalisiniz zaten. nasil annem sigarayi azalttigi zaman "kalp atislarim cok hizlandi ayni miktari korumak zorundayim" mantigini yurtup cok sukur saglik durumu yine iyise, ben de gunde bir cikolata yiyip serotonin mutluluk hormonunu salgilayip bir kac dakika sekerin verdigi tatli dunyasinda yasamak istiyorum. hepsi secim. basit. basit olmayan o secimlerin icinde hep beraber huzurlu olmak. secimlerde bilincli olmak ve bilinclerini yukseltmek isteyene de destek vermek hayatimiza anlam kazandirir.

bu arada sigarayi birakmak isteyenlere seve seve EFT (emotional freedom technique) uygulamaya hazirim :)

4 yorum:

berrin dedi ki...

sigara kadar olmasada aslında bütün bağımlılıklar kötü... bazıları bedeni bazıları ruhu yıpratıyor...ama seninde söylediğin gibi herkesin hayatı kendinin

beto dedi ki...

İrem bence insanın tercihleri başkalarına zarar veriyorsa yanlış.
Malesef benimde birçok arkadaşım
sigara tiryakisi,bende aralarında
ciddi bir pasif içici oldum.

Nilambara dedi ki...

İremciğim, şimdiye kadar ki en akıcı, duygularını en iyi ifade eden güzel yazını okurken sana çok hak verdim, kesinlikle katılıyorum ama bir yandan da şunu düşünmeden geçemiyorum... fiziksel bedene zarar veren zehirlerin tehlikesi konusunda hepimiz hemfikiriz ve dikkatli olmaya çalışıyoruz, peki ya duygusal ve düşünsel zehirlerimize ne kadar dikkat ediyoruz... bedenlerimiz o kadar mükemmel ki, gıdalardan ya da havadan aldığı zehirleri tolere edebiliyor ancak duygu ve düşüncelerden aldığı zehirleri ne yazık ki tolere edemiyor ve bence gerçek tehlike bunlar... yüreklerimizin ve zihnimizin temizliği herşeyden önce gelmeli diye düşünmeden de yapamıyorum...

Burcu dedi ki...

Balık yemek tehlikeliymiş, denizdeki atiklardan dolayı kanser tehlikesi içeriyormuş.. Deli dana hastalığı yüzünden kırmızı et insanları delirtebilirmiş... Tavuklar kuş gribi nedeniyle çok iyi pişirilmeliymiş.. Domates ve bir çok sebze hormonla büyütülüp, sağlığımızı tehdit ediyormuş.. Soluduğumuz hava kötü yakıt kullanımı nedeniyle bizi zehirliyormuş.. Bunlar ve bunlar gibi etkenler bir yana dursun sigara ile bile bile lades yapıyoruz sağlıgımıza belki.. Bir de gerçekten işin ruhsal boyutu var.. Hem vucudumuza, hem de ruhsal sagligimiza zarar verenler.. Bagımlılığın her boyutu kötü.. O kadar çok “ kötü” ruh halinde olup, “negatiflik” bagımlısı görüyorum ki.. Ya da düşünce yapısını değiştirmemeye bağlı dirençli bağımlılıklar... Aslında bunlar havayı kirletmiyor gibi görünsede, bir çok insan, pasif içicilik gibi pasif negatiflik çekiyor ruhlarına bu yuzden... Keşke ofislerde “lütfen negatif düşünce odasında negatiflik atın-ben rahatsiz oluyorum” denebilse mesela.. Hiç fena olmazdı değil mi? Ya da bir restauranta girildiğinde kavgacı ve gürültücüler / somurtkan ve asabiler bu kısma diye ayırt ta edilebilseydi...

İremcim yazını çok beğendim.. Konu hakkındaki esnekliğini sevdim.. Her iki taraftan bakınca da ruhu özgürleştirmek için her türlü bağımlılıktan kurtulmalı insan.. bu sigara olabilir..bu bir dusunce yapısı olabilir..herşey olabilir.. Ve çevresel faktörlerle bizi tehdit eden herşeye rağmen önce ruhumuzu –sonra aklımızı ve bedenimizi özgür tutmalı...Ve dediğin gibi bunlar seçim... Seçtiklerimizi yaşıyoruz..